MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (92)

Üç semavi dinin içinde İslamiyet en son ve yeniliklere en açık din olmasına rağmen malesef bakıldığında en gerilerde görünüyor. Bunun nedeni nedir?

Her Peygamber geldiği devre göre konuştu. Hazreti Muhammed, Peygamberlerin en medenisidir. Bütün Peygamberler bu aleme onun nuru ile geldiler, onun ışığı ile yaşadılar ve ruhlarını yine ona rücu ettirdiler. Hazreti İsa, “Benden sonra bir Prens gelecek, ismi Ahmed, ona kim yetişirse benim selamımı söylesin, beni ümmetinden saysın” diyor. İkibin küsur sene önce methetmiş. İncil’de yazar.
Toplum, Hazreti Muhammed’de Hakk’ı görmediği için böyle ikiliklerde bir hayat sürdürdü ve cehaletten kurtulamadı. Hazreti Muhammed hayatı boyunca hep cehaletle savaştı. Muhammedi demek; aydın, insancıl, barışçı, sevgi dolu bir yaşam sürmek, bütün insanları bir görmek, hiç ayırım yapmamak demektir. “Ben bütün aleme rahmet olarak geldim” dedi. Ama şimdi topluma baktığımızda, Hakk’ı kisvelerde arıyorlar. Hakk, türbanda, külahta, takkede bulunmaz, bunlarla görünmez. Hakk’ın bütün güzellikleri senin güzel ahlakından, temiz gönlünden, güzel hizmetlerinden, sende tecellisini gösterir. Teferruatla bu güzellikler meydana gelmez. Bizler hiçbirine karşı değiliz, ister başı açık gelsin, ister türbanlı otursun, karışmayız. Çünkü burası Hakk kapısıdır. Biz toplumumuzun daha ileri gitmesini, daha aydın, daha bilinçli olmasını isteriz. Hıristiyan alemi çalışmış, şehirler gibi gemiler, havaalanları yapmışlar. Çünkü Allah çalışana verir, tembele hiçbir şey vermez.
Size şöyle bir hikaye anlatayım… Bir gün, Hazreti Musa, Tur-i Sina’da Allah’a demiş ki: “Destur verir misin kullarını bir keşfedeyim, ne yapıyorlar, sana karşı nasıl bir sevgileri var?” Nida gelmiş, “Buyur, çık seyret.”
Dolaşırken bir çiftçi ile karşılaşmış, selamlaşmışlar.
“Ne yapıyorsun?”
“Toprağı sürüyorum.”
“Ne ekeceksin?”
“Buğday.”
“Olacak mı?”
“Allah verirse olur.”
Musa saf, bu Allah2a dayandı diye hoş görmüş. Daha ileride yine biri tarlasını sürüyormuş, ona da selam vermiş.
“Ne yapıyorsun?”
“Ya Musa, toprağı sürüyorum.”
“Ne ekeceksin?”
“Buğday.”
“Olacak mı?”
“İster istemez olacak.”
“Ya Allah vermezse?”
“İster istemez verecek.”
Bunu duyunca Musa çok şaşırmış. Başkalarına gitmeyi bırakmış, doğru Tur-i Sina’ya gelmiş. Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmış.
“Allah’ım iki kulunu ziyaret ettim. İkisi de çiftçi, tarlayı sürüyorlardı. Birine buğday olacak mı? idye sordum. Allah verirse, dedi, sana sığındı. Diğeri, ister istemez olacak, dedi. Ya Allah vermezse? dedim, ister istemez verecek, dedi, sana kafa tuttu.”
Cenab-ı Hakk sordu, “İlk ziyaret ettiğin çiftçinin işine baktın mı, toprağı nasıl işlemişti?”
“Baktım, tam manasıyla toprağın hakkını vermemiş, arada topaçlar vardı.”
“Ona istersem veririm, istemezsem vermem. Öbürü toprağı nasıl işlemişti?”
“Toprağı kahve haline getirmiş, toprağın hakkını vermiş.”
“Ya Musa, o toprağın hakkını vermiş, ben ona vermezsem, adaletim dünyadan kalkar!”
Bu üçbinbeşyüz küsur senelik Hazreti Musa’nın kıssasından Hazreti Muhammed’e gelelim. Onun bir ismi de Cabbar, hep çalışmış. Dünya işinin bırakıp yalnız ahiret için çalışmak olmaz. II. Dünya Savaşı’nda Almanya yerle bir oldu ama sonra yine gelişmiş ülkeler arasındaki yerini aldı. Çünkü çok çalıştılar. Hani sen en aydın bir Peygamberin ümmetiydin?..
Çok çalışmamız, uykudan uyanmamız lazım. Gözler açık ama uyuyoruz. Hazreti Muhammed, Evliyaullah, gözümüzü açmaya, bizleri uyandırmaya, aydınlığa sürüklemeye geldiler. Aklını kullanmadan, kör gibi yaşamak bizim suçumuz.
Herkes mesleğini sevgiyle işlerse bu vatan, bu toplum kalkınır. Allah hepimize göz açıklığı versin. İşimize karşı sevgimizi, aşkımızı çoğaltsın.

0
0
Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir