FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 18

Tanrı’nın Aşk Oltası…

Tanrı özleyişi ne vakit bırakır seni? Burada şükretmek gerek ki irâdemiz, elimizde değil, Tanrı elindeyiz biz. Hani çocuk, küçükken sütten, anasından başka birşey bilmez; tapacak odur ancak ona. Ulu Tanrı, hiç onu, bu hâlde bırakır mı? Daha ileri çeker; ekmek yemeye, oyun oynamaya düşürür. Derken oradan da çeker, akıl durağına ulaştırır. Şu çocukluk, öbür dünyâya göre de tıpkı tıpkısınadır; öbür dünyâda da bir başka meme var; seni hâline koymaz, Öylesine bir yere ulaştırır ki o hâlin çocukluk olduğunu, hiçbir şeye yaramadığını anlarsın. 

“Şaşarım bir bölük halka ki onları zincirlere bağlarlar da cennete sürüklerler.” “Tutun, bağlayın onları zincirlerle.” Sonra nîmetlere ulaştırın, sonra da olgunluğa ulaştırın. 

Balıkçılar, balığı birden avlamazlar. Olta, balığın boğazına takıldı mı, kanı aksın, gevşesin, arıklasın diye birazcık çekerler. Sonra hâline bırakırlar. Derken gene çekerler. Sonunda tam arıklaşır, o vakit tutup alırlar. Aşk oltası da insanın boğazına takıldı mı, kendisinde bulunan güç, pis kan, yavaş yavaş ondan akıp gitsin diye Ulu Tanrı, onu yavaş yavaş çeker. “Gerçekten de daraltan da Tanrıdır, genişleten de.”

Hasların İnancı…

“Tanrıdan başka yoktur tapacak” sözü, herkesin inancıdır. Bir de hasların inancı var. Hasların inancı, “Ondan başka varlık yoktur” sözüyle belirtilir. 

Hani bir kişi, rüyâda padişah olduğunu görür. Tahta kurulmuştur; kullar, perdeciler, beyler, çevre yanında ayakta durmadadır. Padişah olmam gerek, hem de benden başka padişah yok der. Bir de uyanır, bakar ki evde, kendisinden başka kimsecikler yok. Bu kez, benim der, benden başka kimse yok. Fakat buna uyanık göz gerek, uykulu göz, göremez bunu, onun işi değildir bu. 

Her bölük, öbür bölüğe aslı yoktur der. Bunlar, gerçek biziz, vahiy bize gelmiş, onların aslı yok der. Onlar da bunlara bu çeşit söyler. Böylece yetmiş iki millet, birbirlerine, aslı yok der. Şu hâlde hepsi de şunda birleşiyor: Diyorlar ki hepsine de vahiy gelmemiş; demek ki vahyin yokluğunda birleşiyorlar; gene bir bölüğe vahiy geldiğinde de hepsi bir, bunda da birleşiyorlar. 

Şimdi aklı fikri başında bir ayırdeden inanç ıssı gerek ki o bir bölük hangisidir, bunu bilsin, anlasın, “İnanan, anlayışlıdır, ayırdedicidir.”

Kasîde:

“Aşkın canına and olsun ki, yüzlerce burcun, yüzlerce kal’a bedeninin içinde bile olsa yine de hiç bir can, aşktan canını kurtaramaz. 

Arslan bile olsan, aşk arslanları avlar. Fil kadar kocaman bir gövden olsa, aşk gergedan olur, seni alt eder. 

Ondan kaçıp kurtulmak için derin bir kuyunun dibine insen, aşk kova gibi seni tutar, boynuna ipini geçirir, yukarı çeker alır. 

Sen kıl gibi incelsen, göze görünmemek istesen, aşk kılı kırk yarar. Kebap olsan, aşk şiş olur, seni evire çevire yakar, yandırır. 

Her ne kadar aşk erkeğin de kadının da aklını çeler, fikrini elinden alırsa da, emînlik de aşktadır, adâlet de ondandır.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.