FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 19

Azdan Çoğu Bilmek…

Birisi sordu, dedi ki: Bilmeyenler, anlamayanlar çok, bilenler, anlayanlar az. Bilmeyenlerle, özü düz olmayanlarla bilenleri ayırdetmeye kalkışsak bu iş uzun sürmez mi? 

Mevlâna buyurdu ki: Bilmeyenler çoktur, bilenler azdır amma o azı bildin mi hepsini bilmiş olursun. Hani bir avuç buğdayı bildin mi, dünyadaki bütün buğday ambarlarını bilmiş olursun ya; hani birazcık şekeri tattın, tadını anladın mı, yüz çeşit tatlı yapsalar şekeri biliyor, anlıyorsan, yediğin şeyde şeker bulunduğunu bilir, anlarsın ya; onun gibi işte. Boynuz kadar bir şeker kamışını emen kişinin şekeri tanıyıp bilmemesi için iki boynuzlu olması gerek. 

Size bu söz, tekrar gibi görünür; bu da ilk dersi anlamamış olmanızdandır; bu yüzden bize de hergün, bunu söylemek gerekiyor. 

Hani bir öğretmen, bir çocuğu üç ay okutmuş, çocuk gene de “elifte birşey yok” sözünü geçememiş. Çocuğun babası gelmiş de galiba demiş, hizmette kusurumuz var; bir kusurda bulunduysak buyurun da daha çok ağırlayalım sizi. Öğretmen, yok demiş; sizin kusurunuz yok; fakat çocuk bu dersi geçemiyor. Çocuğu çağırmış; “elifte birşey yok” de demiş. Çocuk, “birşey yok” demiş, “elifte” diyememiş. Muallim demiş ki: “Görüyorsun, hâl, gördüğün gibi; bu dersi bile geçemedi, bunu bile öğrenemedi; ona yeni bir ders nasıl vereyim?”

Asıl Kerâmet…

Birisi, bir gün içinde, yahut bir solukta Kâbe’ye gider; bu o kadar şaşılacak birşey de değildir, kerâmet de değil. Sam yelinde de bu kerâmet var; bir günde, bir solukta dilediği yere gider. Kerâmet, ona derler ki seni aşağılık bir hâlden yüce bir hâle getirsin de oradan buraya, bilgisizlikten akla, cansızlıktan canlılığa sefer edesin. 

Hani önce topraktın, cansızdın; seni bitki âlemine getirdi. Bitki âleminden pıhtılaşmış kan, et âlemine, pıhtılaşmış kan, et âleminden hayvanlık âlemine, oradan da insanlık âlemine sefer ettin. Kerâmet budur işte; ulu Tanrı, böylesine bir yolculuğu sana yakınlaştırdı, yakın gösterdi; oysa şu açtığın yolları nasıl aşacaksın, şu konaklarda nasıl konaklayacaksın; gelecek misin, hangi yoldan geleceksin; hatırında bile yoktu, vehmine bile gelmezdi. Fakat geldin ya, seni getirdiler ya; apaçık görüyorsun ki geldin. Böylece seni, çeşit çeşit, renk renk yüzlerce bambaşka âlemlere de götürürler. İnkâr etme; bundan haber verirlerse kabul et.

Kasîde:

“Ey aşk padişahına yenilen, ona mat olup kalan! Bu hâle üzülme! Ona karşılık verme! 

Yokluk bağına gel de, kendi ölümsüz canında cennetleri seyret! 

Eğer sen kendi varlığından, benliğinden birazcık olsun ileri gidersen bunların ötesinde bu mânâ göklerini seyredersin. 

Nurdan çadırı ve bayrakları olan o mânâlar ve hakîkatler padişahını görürsen, hakîkatler gözüne görününce artık kerâmet arama! Çünkü kerâmetler onun kudretinin varlığının nişânı, belirtisidir. 

Ayrılığa fazla dayanamadığı için dağlardan köpürerek, ağlayarak, feryâd ederek, başını taştan taşa çarparak aslına doğru koşan sel denize kavuşunca ne olur? Heyhât artık onun varlığı kalır mı? 

Ey Tebrizli Şems, biz artık mat olduk. Bizden sana yüzlerce selâm, yüzlerce hizmet!”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.