MERAM’DAN SİLİVRİKAPI’YA HASAN DEDE SOHBETLERİ – 29

İNSAN OLMASAYDI ALLAH BİLİNMEYECEKTİ!..🌹

Mahmut Efendi: Yine Hazreti Mevlâna şöyle buyuruyor: “Dünya sevgisinden gûsul ediniz ki, vücudunuzun bir zerresinde dahî o sevgiden eser kalmasın. Günde beş kere dünya muhabbetinden elinizi yıkayınız ve Hakk’tan yana, yani cemâl kıblesine karşı yüzünüzü çeviriniz ve Hakk’tan yardım dileyiniz.” Bir hadîs-i şerîfte de Hazreti Muhammed şöyle buyuruyor: “Her kim hikmet bilmezse, hikmetten haberdâr olmazsa, bu kimse Allah mârifetinde er değildir.” Siz ne dersiniz Dede?

Hasan Dede: Bizler zikirlerimizi bilinçli yaparsak, kimi zikrettiğimizi bilerek onun kimliğinde kendimizi fânî kılarsak, bizler her zaman mânevî yönden güçlü oluruz, hiçbir zaman küfrîyâta düşmeyiz. Ama bilinçsiz zikirler yaparsak, istersek sabahalara kadar zikir yapalım, yine küfürde kalmış oluruz.

Cenâb-ı Mevlâna’ya bir gün soruyorlar: “Allah ne kadar büyüktür?” 

Mevlâna şöyle cevap veriyor: “Allah’ın büyüklüğü insanın boyu kadardır.” 

Bu yanıtı alanlar: “Aman yâ Mevlâna, sen âdemin Hakk olduğunu mu söylüyorsun?” 

Mevlâna yine cevap veriyor: “Evet, öyle söylüyorum. Âdem olmasaydı, Allah bilinmeyecekti. Allah, kâinatı yarattı, en son insanı yarattı ve insanda kendini yarattı. İnsan ile hem semâvattaki varlıkları, hem yeryüzündeki varlıkları isimlendirdi ve kendi büyüklüğünü de yine insanla dile getirdi.” 

Bu yüzden bizler, tasavvuf ehli olarak, dâima insan üzerinde dururuz ve insan dışına çıkmayız. Hayalî bir Allah peşinde koşmayız. Eğer hayalî bir Allah peşinde koşarsak, bizler evlâtlarımızı bugüne ve yarına göre yetiştirmemiş oluruz. Bu nedenle bizler her zaman ne kadar hakîkatler varsa, onları dile getirmeye çalışırız. Bilinçli ibâdet nedir? Biz, Allah, dediğimiz zaman, Mürşidimiz vasıtasıyla Pîrimize ve Resûlallah’a yolumuz çıkar. 

İşte Hazreti Mevlâna şöyle buyurur: 

Hazreti Muhammed’in dışında bir Allah aramaya kalktığınız ân, kendinizi boşlukta bulursunuz.” 

Hazreti Peygamber Efendimiz de Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah dilinden şöyle konuşuyor: 

“Beni bu âlemde göremezsen, öbür âlemde hiç göremezsin.” 

Pekâlâ biz onu bu âlemde nasıl göreceğiz? Kim bu âlemde Hazreti Muhammed Efendimize bende olmuş, onun hâline bürünmüş ve onun dilinden konuşuyor ise, işte o kişiyi seyretmek Hakk’ı seyretmektir. Onun dışına çıkmak Hakk’ın dışına çıkmaktır. Allah esmâsı kamufledir, örtüdür; zâtını aradın mı insan çıkar. Zâten insan olmadıktan sonra, sen nereye yola çıkıyorsun, kime gidiyorsun?

Kâinatın nûru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pîrimiz Hüdâvendigâr Mevlâna’mızın, Pîrân Efendilerimizin selâmları, feyizleri ve güzel keremleri, bizleri sevenlerin ve bizleri izleyenlerin üzerine olsun. Allah, sizleri hep güzel günlerde yaşatsın. Sevgiler, Allah’a emânet olun. Huu…


HAZRETİ MEVLÂNA’NIN DİLİNDEN HAZRETİ MUHAMMED – 10

Fihî Mâ-Fîh’de yokluk konusunda Hazreti Muhammed Efendimizin bir hâdisesi şöyle anlatılır:

“Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, Mustafa, bir gün bir dosta, seni çağırdım nasıl oldu da gelmedin? diye içerledi. O dost, namaz kılıyordum, dedi. Mustafa dedi ki: Seni ben çağırmadım mı? Adam, çaresizim ben, dedi. Mustafa buyurdu ki: Her vakit kendini çaresiz görürsen iyidir. Gücün kuvvetin yeterken de kendini çaresiz görmelisin. Çünkü senin gücünün kuvvetinin üstünde bir güç kuvvet var ve sen, Hakk’a karşı yok olmuş gitmişsin. İkiye bölünmüş değilsin ki kimi zaman çaren elinde olsun, kimi zaman çaresiz kalasın.

Hazreti Mevlâna şöyle buyurur: Bahaeddin Mevlâna Hazretlerinin huzurunda bulunan müridler namaz vakti geldiğinde onun huzurundan ayrılıp namaza durdular. Yalnız iki müridi kalkmadı, şeyhe uydu. O iki müritten biri can gözüyle apaçık gördü ki, imamla beraber namaza duranların hepsi de kıbleye arka çevirmiş; yalnız şeyhe uyan o iki müridin yüzleri kıbleye dönük. Çünkü şeyh, bizden-benden geçmiştir. Onun o oluşu yok olup gitmiş, varlığı kalmamıştır. Tanrı ışığında helâk olmuş; ölmeden önce ölünüz sırrına ermiştir.

Namazı icâd eden Hazreti Muhammed’dir. Halk yüzlerini kıbleye dönerler, o Kâbe’yi bir Peygamber yapmıştır. O evi, o yaptığı için dünyanın kıblesi olmuştur. O ev, kıble olursa, Peygamber fazlasıyla kıble olur.”

Makalat’ta Hazreti Şems şöyle buyurur: “Sözün en hayırlısı kısa fakat mânâsı geniş olan sözdür. Hazreti Mustafa’nın sözlerindeki güzellik bundan değil mi?”

Yine Makalat’ta, “İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile beraber ol, hep tek başına kal” diyen Hazreti Şems, Peygamberin ‘İslâm’da rahiplik yoktur’ dediğini unutma” buyurur.

Hazreti Mevlâna, Peygamberi hayal etmenin dahî bir nur olarak bizi aydınlatacağını belirtir ve şöyle der:

“İnsan, Hakk’tan sayısız lütuflara, ihsânlara nâil olmakla birlikte, hatalarını ve kusurlarını tekrarlamaktan vazgeçememektedir. Hakk’ın kendi içinde olduğunu görememektedir. Biz, bizle kaldığımız zaman, benlik hâlinde suçlar işleriz, fakat insan düştüğü bu suçlardan aydınlığa kavuşma yolunu Hazreti Mustafa’yı hayal etmenin nuruyla bulabilir, bu yolla içini aydınlatır.”

MANEVİ MENKIBELER – 44

Hakiki kıble…

Cenab-ı Mevlana’nın devrinde, ikindi ezanı okunuyor. Meydancı bağırıyor, “Vakti sala…”

Haydii.. hepsi kalkıyor yarım dervişler, muhibler, namaza hazırlanıyorlar.

Meydancı geliyor Cenab-ı Mevlana’ya, “Efendi Hazretleri” diyor, “Vakti sala…”

Fakat Mevlana’dan zerre kadar cevap yok; tefekküre dalmış, duymuyor. 

Meydancı fazla rahatsız etmiyor, çekip gidiyor.

İki tane derviş, durmuyorlar kıyama, geliyorlar Mevlana’nın huzurunda diz çöküyorlar, orda tefekkürde duruyorlar.

İkindinin dört rekat sünneti kılınıyor, selam veriliyor, Mevlana kendine geliyor. Bakıyor iki tane derviş önünde. “Erenler” diyor, “siz neden kalkmadınız huzura?”

Bakın şimdi dervişlerin verdikleri cevaba… “Hakiki kıble bizim karşımızdayken, arka çevirip dönemedik boşluğa.”

Mevlana bunu duyunca, eliyle işaret ediyor, “Mestur et!..”

Yani her şeyin üstünde insandır, her şeyin üstünde insandır… İnşallah güzel bir insan oluruz, derviş oluruz.