🌹“En büyük mücâdele nefsinizle yaptığınız mücâdeledir.”
Hazreti Ali
Bir gün Hazreti Ali Efendimiz savaşta dövüşürken karşısındaki cengâveri almış altına tam Zülfikârını çekmiş boynuna vuracak iken, cengâver ansızın Hazreti Ali’nin yüzüne tükürmüş. O esnada Hazreti Ali Efendimizin safrası kabarmış ve hemen Zülfikârı elinden atmış.
Cengâver, Hazreti Ali’nin bu hareketine çok şaşırmış ve demiş, “Yâ Ali niye kılıcını vurmadın boynuma? Ben sana hakarette bulundum.”
Hazreti Ali ona şu cevabı vermiş: “Sen benim yüzüme tükürdün benim safram kabardı. Ben Zülfikârı o hâldeyken senin boynuna vurmuş olsaydım, hizmetim nefsim için olacaktı Allah için olmayacaktı. Ben burada nefsim için dövüşmüyorum, Allah için dövüşüyorum. Kılıcı bunun için bıraktım.”
Cengâver, Hazreti Ali’nin bu sözünü işitince, “Sizin ne kadar büyük bir inancınız büyük bir imanınız varmış, ne olur bana talkın et, ben de sizin safınıza geçmek istiyorum.”
Hazreti Ali, “Gel” demiş, “seni Hazreti Muhammed’e götüreyim, o sana talkın etsin.”
Cengaveri Hazreti Muhammed’e götürdü, Hazreti Muhammed ona talkın etti, Müslüman oldu. Büyük bir iman sahibi oldu ve çok güzel hizmetlerde bulundu, Hazreti Ali Efendimizin yanında yer aldı. Cengâver aynı zamanda kalabalık bir kabîlenin evlâdı idi, kabîlesini de Hazreti Resûlallah’a getirdi, Müslüman ettirdi.
Yani, şifâî davranmak nefse uymamak insanı hep kazanca götürür. Ama nefsine uyudun mu her zaman kayba, zarara, ziyâna gidersin.
Uhud Savaşı çok büyük bir savaştı. Savaştan sonra Hazreti Peygamber aldı sahâbesini karşısına, sahâbe ona dedi ki: “Yâ Resulallah bu savaş kıyâmeti andırdı.”
Hazreti Peygamber, “Bu savaş küçük bir savaştı, asıl büyük savaş bundan sonra başlayacak” dedi.
“Nasıl olur yâ Resûlallah?” dediler, “bu çok büyük bir savaştı.”
Hazreti Peygamber dedi ki: “Biz bu savaşta görünen düşmanla savaştık, biraz gaflete dalsak düşman bizi yenerdi; ama bir de görünmeyen düşmanımız var, her an bize tuzak kuruyor.”
“O kimdir yâ Resûlallah?” dediler.
“Nefsimiz” dedi, “Şimdi nefsimizle savaş edeceğiz. Nefsimizin isteklerine karşı gelirsek, biz mümin sıfatına ereriz. Fakat nefsimize ikrâmda bulunursak mümin sıfatından çıkmış oluruz.”
Hüdâvendigâr Mevlâna’nın ilk şeyhi Seyyid Burhâneddin Hazretlerinden de bir örnek vermek istiyorum: O da bir gün yolda giderken, karnı çok acıkıyor. Bir yemekhanenin önünden geçerken, bakıyor ki içerde tavuklar kızarıyor, pirzolalar, kebablar, çeşit çeşit yemekler pişiyor; bunları görünce Seyyid Burhâneddin Hazretlerinin nefsinin canı çekiyor. İşte o anda Seyyid Burhâneddin Hazretleri nefsiyle konuşuyor, diyor ki: Sana diyor, isteklerini vereceğim, ama ben de senden bir şey isteyeceğim. Nedir? Bak şurada bir çöp kutusu var, orada kedi köpek kemik yalıyorlar, sen de onlar gibi kemikleri yalarsan ben de sana istediğini vereceğim. Nefsi hemen karşı çıkıyor, yok diyor, ben öyle şey yapamam. O da diyor, o zaman ben de sana istediğini vermem… İşte böyle terbiye ediyor nefsini.
Yine Seyyid Burhâneddin Hazretleri şöyle buyuruyor: “Nefsi ile barışık olan kişi, bilsin ki Allah ile savaştadır.” Madem ki Allah ile savaştadır, o hiçbir zaman gâlib olamaz. Bir kişi nefsine hükmederse, bu kişi Allah ile barışıktır.
İşte Hazreti Ali Efendimiz bize en büyük örnektir. Dünya sofralarına elini bulaştırmamıştır, kimsenin ziyafetine gitmemiştir. Çünkü o ziyafetlerde istemeyerek haram da vardır. Tuz ekmeğini yemiştir, iki tane hurmasını yemiştir öyle çıkmıştır yola. Fakirlerden daha fakir yaşamıştır.
(Hazreti Ali’nin 100 Öğüdü)
Kâinatın nûru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pîrimiz Hüdâvendigâr Mevlâna’mızın, Pîrân Efendilerimizin selâmları, feyizleri ve güzel keremleri, bizleri sevenlerin ve bizleri izleyenlerin üzerine olsun. Allah, sizleri hep güzel günlerde yaşatsın. Sevgiler, Allah’a emânet olun. Huu…

