HAZRETİ ALİ’DEN ÖĞÜTLERLE HASAN DEDE SOHBETLERİ – 3

🌹“Çalışanlar fenâlık düşünmeye fırsat bulamazlar. Çalışmayanlar ise kendilerini fenâlıktan kurtaramazlar.”

Hazreti Ali

İmam Ali Efendimizin bu sözü çok güzel ve yerindedir. Bir insan çalışmaya daldı mı, artık Ahmed’i, Mehmed’i, Fatma’yı düşünemez. İşini bitirsin de bir an evvel evine gitsin, yemeğini yesin, arkadaşlarıyla buluşsun, bunları düşünür. Çalışmayan, bir işle meşgul olmayan bir kişi ise, aklını her tarafa götürür. Böyle bir akıl insanı dedikoduya sürükler. Başkalarının dedikodusunu yapan kişi, Âdem eti yiyor demektir.

Samatya yolu üzerinde bir câmii vardır. Câmiinin ismi Etyemez Câmii. O devrin padişahı bir gün merak ediyor, bu câmiiyi yapan kişiler acaba hiç mi et yemediler, yemedikleri etin parasını biriktirip de mi bu câmiiyi yaptırdılar, diye düşünüyor. Sonra diyor ki kendi kendine ne kadar et yemeyerek parasını biriktirse de, o parayla bu câmii yapılamaz. 

Vezîrine soruyor, “Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Acaba bunlar halkı mı kandırıyor?” 

Vezîr diyor, “Çağıralım câmii sahiplerini, etli yemekler ikrâm edelim, bakalım yiyorlarsa, o zaman halkı kandırıyorlar demektir.” 

Çağırıyorlar câmii sahiplerini, onlar da teşrif ediyorlar. Hâl hatır soruşuyorlar, bir vakitten sonra sofra kuruluyor. Sofrada her türlü et yemeği var. Bakıyorlar ki, câmii sahipleri hiç tereddüt etmeden bütün etli yemekleri yiyorlar. 

Yemek bittikten sonra padişah soruyor, “Efendi! Siz bir câmii inşâ ettiniz, adını da Etyemez Câmii koydunuz. Ama gördüm ki siz et yiyorsunuz. Bu nasıl oluyor?” 

Câmii sahibi şu cevabı veriyor: “Şevketlim, kesilen bütün hayvanlar bir mümine can verecekleri için seve seve verirler canlarını. Çünkü hayvanîyetten Âdemîyata yola çıkıyorlar. Ama diğer taraftan öyle insanlar da vardır ki bu kesilen hayvanlar onlara can fedâ etmek istemezler. Çünkü onlar hayvandan da beterdirler. Ayaklarını direrler yürümezler.”

Bir hikâye daha anlatayım: Bir gün bir mandayı kasaplar tutmuşlar kesecekler, manda kurtarıyor kendini onların elinden, başlıyor kaçmaya. Koskoca çarşının içinde, o kadar insan içinde, koşup geliyor Mevlâna’ya. Kafasını sürüyor Mevlâna’ya, gözlerinden yaşlar geliyor. Mevlâna okşuyor mandanın başını, diğer taraftan da bakıyor ki kasaplar koşa koşa geliyorlar.

“Durun Efendiler” diyor, “bu hayvan bu kadar insan içinde hiçbirine sığınmadı, geldi bana sığındı. Bu mandanın değeri ne kadarsa ben onu satın almak istiyorum.” 

Diyorlar ki şu kadar, Mevlâna veriyor parayı, kasaplara “Hadi siz gidin” diyor.

Mevlâna, mandayı çayırlık bir yere götürüyor ve orada serbest bırakıyor. Manda biraz dolaşıyor sonra uzaklaşıyor, gözden kayboluyor, sıralanıyor. Hazreti Pîr böyle bir kerâmet gösteriyor.

Hâsıl-ı kelâm, Şâhımız Ali’nin bütün sözleri doğru ve yerindedir. Çalışan insan fırsat bulamaz dedikodu yapmaya, çalışmayan insan durduğu yerde dedikodu üretir, Âdem eti yemeye başlar.

Biz burada her zaman ne diyoruz? Eğer yapacaksanız bir dedikodu, Hazreti Muhammed Efendimizin büyüklüğünün dedikodusunu yapın. O zaman siz rûhen banyo yapmış gibi olursunuz, temizlenmiş olursunuz. Eğer dünya muhabbeti yaparsanız, dünya hep çamurdur, bakarsınız onun çamuru sizin üzerinize de sıçrar.

Ah dostlar!

Ali’ye yüz tutanlarız biz,

Ali ile yola düşenleriz biz.

Ah dostlar! Hâşâ…

Ok, hançer yarasından korkmayız biz. 

Ayağımızın bağlanmasından,

Başımızın gitmesinden korkmayız biz.

Ah dostlar!

Ateş gibi gidenleriz,

Cihana nûr saçanlarız,

Cehennemi içenleriz biz,

Halkın dedikodusuna metelik vermeyiz biz. 

Ali’yi giyindik, Ali ile yola düştük,

Cihan durdukça Ali ile Ali kalacağız biz. 

Ali’nin demine Hu….

(Hazreti Ali’nin 100 Öğüdü)

Kâinatın nûru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pîrimiz Hüdâvendigâr Mevlâna’mızın, Pîrân Efendilerimizin selâmları, feyizleri ve güzel keremleri, bizleri sevenlerin ve bizleri izleyenlerin üzerine olsun. Allah, sizleri hep güzel günlerde yaşatsın. Sevgiler, Allah’a emânet olun. Huu…

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.