İMAM ALİ EFENDİMİZDEN ÖĞÜTLER – 51

“Seni inciten kimse itiraf ederse, kabul et. Kin tutma.”

Her zaman hoşgöreceksin, fakat kin tutmayacaksın. Çünkü kin tutmak insana yaraşır bir davranış değildir. Hoşgörünün ismi üstünde, hoş görülecek şeyleri hoş görürsün. Hoş görülmeyecek şeyleri hoş görmez, gözünü yumar, gidersin. Bir şey söylemez, o çirkinliğin sahibi olmazsın.

Hüdavendigar Mevlana, hep güzel şeyleri hoş gördü. Ona sordular: “Senin yolunun başı var mıdır?” Dedi ki: “Benim yolumun başı olsaydı sonu da olurdu. Benim yolum baştan aşağı güzelliktir, başı sonu yoktur. Kendini ne kadar güzelliklere verirsen o güzelliklerle sarhoş olur, kendinden geçersin.”

Güzellik kaynağı bir yol, bu güzellik kaynağında çirkin bir şey nasıl aranır?

Hüdavendigar Mevlana şöyle bir seslenişte bulunuyor: “Şefkati merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol. Cömertlikte akarsu gibi ol. Hiddeti asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”

Hüdavendigar Mevlana hoş olmayan bir şey gördüğünde, onu örttü; iyi yaptınız demedi.

Adamın biri bir türlü iş bulamamış, çocukları aç kalmış. Mevlana’nın bulunduğu yerden bir halı çalayım, yakalansam da Mevlana bağışlar, diye düşünmüş. Hüdavendigar Mevlana’ya saraydan hediye edilen en kıymetli halıyı çalıp, satmak için pazara götürmüş. Saray adamları halıyı tanımışlar, adamı halıyla birlikte Hüdavendigar Mevlana’nın huzuruna getirmişler.

“Ya Mevlana! Bu adam sizin halınızı çalmış. Halıyı getirdik, adamı da cezalandıracağız” demişler. Mevlana’nın verdiği cevap; “Sakın bu zatı suçlamayın. Bunun ihtiyacı vardı, aldı.” Çaldı, dememiş. İç alemini biliyor. “Benim hatırım için bağışlayın, ben bir hediyede bulunayım” diyerek adamı göndermiş.

Başka birine böyle bir şey yapılsa sen nasıl alırsın diyerek tekme tokat karakola götürür. Şimdi buna hoşgörü diyemeyiz.

Hüdavendigar Mevlana’nın burada rahmeti, şefkati büyük, fakat çirkinlik yapana da, ne güzel yapmışsın, diyemeyiz. Hoş olan şeye hoş deriz, hoş olmayana nahoş deriz. Bağışlarız, hidayet dileriz, fakat kin tutmayız. Bizim yolumuzda incinmek var, incitmek yok.

İnsana layık olan, Hazreti Muhammed’in, Ehlibeyt’in, Hazreti Mevlana’nın ahlakı ile ahlaklanmak, onların haline bürünmek, onların güzelliklerini benimsemek, kişiliğinden ayrılıp sevdiğin yeri kendinde kişilik kılmaktır.

İMAM ALİ EFENDİMİZDEN ÖĞÜTLER – 50

“Bana, beni sorarsan, ben zamanın bütün olaylarına sabırla direnirim.”

Hüdavendigar Mevlana, “Mana gözetenlerin kıblesi sabırdır, surete tapanların kıblesi taştan yapılan suret” diye buyurur.

Her zaman söylediğimiz gibi, Hazreti Muhammed Efendimiz kadar zulümlere maruz kalan ve çileler çeken bir Peygamber daha gelmemiştir bu aleme. Fakat O, bütün bu çektiği çilelere rağmen hep sabır göstermiş ve bir an dahi Allah’ı anmaktan vazgeçmemiştir, hatta kendisine zulüm edenlere hidayet dilemiştir. İmam Ali Efendimize baktığımızda ise, O da henüz çocuk yaştayken, müşrikler Hazreti Resulallah’ı ortadan kaldırmak için evine girdiklerinde, O’nun yerine yatağına yatarak, canı pahasına Resullallah’a siper olmuştur.

Hüdavendigar Mevlana’nın yatağına uzanıp da bütün gece uyku uyuduğuna dair hiçbir eserde bir belge yoktur. Çünkü Mevlana hep diz üstünde otururdu ve devamlı tefekkür halindeydi, her an Rabbine niyazda dururdu. Şems-i Tebriz Hazretlerine baktığımızda, o da bir tuğlayı kendine yastık yapmış onun üstünde başını dinlendirirdi. Yani hep ıstırap çekmişler, hiç rahatlarına düşkün olmamışlardır.

Sizlere yine Mevlana’mızdan bir misal vereyim…

Hüdavendigar Mevlana bir gün hamama gider. Deriyle kemik haline bürünmüş vücudunu ovarken, kaburgaları ellerine dokunur. Bu sırada Allah’tan nida gelir: “Ey benim sevgili Efendim Celaleddin! Bu beden sana verdiğim bir ilahi emanet, orada gizli olan ben idim. Neden bakmadın, bu hale getirdin? Bu bedeni ne kadar zayıf düşürmüşsün.”

Hüdavendigar Mevlana bakın nasıl bir yanıt veriyor: “Bedenimde hem sen varsın, hem nefsim var. Nefsimin isteklerine düşmeyerek, sabır gösterdim, bedenimi bu hale getirdim. Ne kadar şükretsem az, seni aşikar gördüm. Eğer nefsimin isteklerine hürmette bulunup sabretmeseydim, başıma belalar gelecek ve seni de göremeyecektim, bunu senin için yaptım.”

Peygamber Efendimiz de iki günde bir lokma yerdi, hatta zayıflığından dolayı elbisesi üzerinde düzgün durmadığı için karnına taş bağlardı.

Onun için, Allah yolunun başı da sonu da sabırdır. Bu kolay bir yol değildir, ama karınca misali olsa da yine yol alınır. Sabır göstermeden yol alınmaz, ama sabırla ve sebatla yola çıkıldığında er geç güzelliklere kavuşursun.

Ne güzel der Mevlana… “Ey sabır, varlığın anahtarıdır sırrının Emiri, bu kervanı güzel güzel ta Hacca kadar çek, götür!”

İMAM ALİ EFENDİMİZDEN ÖĞÜTLER – 45

“İki yüzlü insanlardan uzaklaşınız. İyi vaktinizde etrafınızda dolaşırlar ve kötü vaktinizde derhal uzaklaşırlar.”

Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Cenab-ı Hakk buyuruyorlar ki, birbirine hiyanet etmedikleri müddetçe ben iki arkadaşın üçüncüsüyüm. Her ne vakit ki, biri diğerine hiyanet ederse, ben aradan çıkarım.”

Hüdavendigar Mevlana da, “Er olmayan kaypak arkadaşlara uyma, çevir onların yaprağını! Çünkü onlar sizinle yoldaş olurlarsa gaziler de saman gibi içsiz bir hale düşerler. Size uymuş görünür, sizinle beraber safa girerler ama sonra kaçarlar, safı da bozar perişan ederler. Bu çeşit adamdansa… münafıklardan pek kalabalık kişinin size uymasındansa azlık asker daha iyi. Az, fakat adamakıllı olmuş güzel badem, acımış, kötü fakat çok bademden iyidir elbette” diye buyurur.

Bizler mademki yüzümüzü Allah’a döndük, söyleyeceğimiz sözlere çok dikkat etmeliyiz. Bilmeliyiz ki kimi incitiyor ve hainlik ediyorsak, Allah’ı incitiyoruz ve O’na hainlik ediyoruz demektir. Kime ne ikram edersek döner bize gelirler. Sırat köprüsünü devamlı geçmekteyiz. Bu alemde incinsen de incitmeyeceksin, her varlığa sevgiyle yaklaşacaksın. Hainlik değil, vefa göstereceksin.

Kırık bir kasede su durmaz. Aman sakınalım; kimseyi kırmayalım, kimse bizim kalbimizi kıramasın. Kimseye hiyanette bulunmayalım, çünkü hiyanette bulunan kimse hakikatte kendine hainlik etmiş olur.

Biz her zaman şunu deriz: İnsan, insanın rahmanıdır. İnsan, insanın şeytanıdır.

Hazreti Ali Efendimizin, “Kişi dili altında gizlidir” diye buyurduğu gibi, bizler, mademki sarraf dükkanında çalışıyoruz, toplum ne ayardadır, konuşmalarından anlarız. Fakat bizlerin önemli bir vazifesi de, onların örtülerini kaldırmadan onlara insandan söz etmektir. Böylece belki o insandan örnek alır da, bir gün gelir o da güzel bir insan olur, Hakk olur.

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (40)

Maarif’in birkaç yerinde altı yönden bahsediyor ama açıklama getirmiyor. Anlatır mısınız?

Ön, arka, sağ, sol, yukarı, aşağı altı yöndür. Altı yönden görünen hep benim, nereye baksan, hangi yöne dönsen hep benim der, Cenab-ı Hakk. Bir insan Rabbine aşık olursa, nereye baksa onun gözü ile bakar. Suya, dağa nereye baksa onun hayali, güzelliği çıkar. Çünkü onu gönlüne koymuş.
Biri, dağ eteğindeyim, önümde dağ var, Hakk’ı göremiyorum derse, aşık değildir. Aşık olmayan bir insan altı yönde nereye baksa, o yöndeki nesneleri görür, Hakk’ı göremez.
Melekler saf nurdan olup, dört unsur ve altı yönün dışında, yerin ve göğün ötesindedirler.
Dört unsur ateş, su, hava, topraktır. Bunlar da bizim vücudumuzdadır. Vücuttaki hararet (ateş), güneşten bir parça; nefes (hava), semavattan bir parça; vücudun dörtte üçü su, okyanustan bir parça; deri ile kemik, o da topraktan bir parçadır.

 

“Din güzel ahlaktır” tanımı çok güzel; bu tanımı açıklar mısınız?

Hazreti Mevlana’nın diliyle anlatalım. Mevlana’mız buyurur:
Bir gün Salih kavminin uluları içlerinden bir kişiyi, Hazreti Muhammed’e “Dinin nedir?” diye sorması için gönderirler.
Adam huzura gelir.
“Ya Resulallah, bir sorum var.”
“Buyur, sorun nedir?”
“Senin dinin nedir bu alemde?”
Hazreti Muhammed, “Benim dinim ahlaktır” der.
Cevabı alır almaz, kendisini gönderen kişilere gidip, “Sordum, benim dinim ahlaktır, dedi” der.
Salih kavmi, ahlakın manasını çözmeye çalışırlar, ancak kendi çözümleriyle ikna olamadıklarından aynı kişiyi tekrar Hazreti Muhammed’e ahlakın manasını öğrenmeye gönderirler. Bu zat gelir gelmez selam verir;
“Ya Muhammed, dinin nedir?” diye tekrara sorar.
Hazreti Muhammed, daha önce işitmedi sanarak, üç sefer, “Ahlak, ahlak, ahlak” der demez, “Bunu işittim. Bunun manasını öğrenmeye geldim” der.
“Bir insan, hiçbir ilme sahip olmasa bile, insan toplumu için yararlı fikirler üretirse, bu kişi ahlak sahibidir, bendendir. Bir kişi, ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, insanlığı ikiliğe, fesada, kavgaya sürüklerse, o benden değildir.”
Hazreti Muhammed’in dini, yüksek ahlak üzerine kurulmuştur. Yüksek ahlak, güzel fikirler üretmek, insanları birliğe, kardeşliğe davet etmek, birlikte tutmaktır.