Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 1

Sultanıma gönülden sesleniş…

İçtim Kevser’i,

Gül şarabını elinden,

Tadını unutamam,

Gitmez asla dilimden,

Aşkını tattırdın Hakk için meyinden.

Gönlüm söyler,

Can söyler,

Canân söyler,

Şahım Ali’mden.

Ben anlamam,

Âlem nasıl anlar hâlimden,

Bu gönül dolunca,

Aşkın en güzelinden,

Duramam, yanar sinem,

Senin gözlerinden.

Gönlüm söyler,

Can söyler,

Canân söyler,

Şahım Ali’mden.

Yâr eli ettin,

Kuş gibi saldın elinden,

Yoruldum nasîb,

Durağım oldu gül dalından,

Bir âlem-i gerçek verildi kâmilinden.

Gönlüm söyler,

Can söyler,

Canân söyler,

Şahım Ali’mden.

Yarattığın cihana,

Nefsim doymuş ezelden,

Kaldım cihanda,

Bir cisim ile bir beden,

Sevdiğine sensin,

Hakkını ikrâm eden.

Gönlüm söyler,

Can söyler,

Canân söyler,

Şahım Ali’mden…

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (63)

Tekamülü tamamlamayı bize açıklar mısınız?

Dünya kuruluşundan beri canlı varlıklar, hep devrandadır. Tekamülü tamamlamak için misal olarak bütün dünya varlıklarından gönlü çekmek lazım. Hatta bir kişinin evladı varsa onu çok da sevse, ona da gönülle bakmayacak. Gönlünü tamamen Yaratıcı’ya bağlar, onun sevgisi, onun muhabbeti, onun bakışıyla hareket ederse yol alır. Eğer hem orayı, hem burayı, hem de Allah’ı severim derse, bu kişi kemalata eremez. Tekamül edenler içinde en büyük örnek Hazreti Muhammed’dir, sonra Hazreti Mevlana ve diğer Evliyaullah gelir. Onlar da bizler gibi beşerdi ama gönüllerinde Allah’tan başka bir şey olmadığı için konuşmalarında hep Allah muhabbeti vardı. Bir kişi iman ettiği yerin haline bürünürse, o kişide tekamül başlar. Sevgi yüzde seksen başka yere, yüzde yirmi Hakk’a ise burada tekamül olmaz.
Mevlana’mız sevenlerine diyor ki: “Bir gün bana tam manasıyla hizmette bulunduysan, ben şefkatimi senden çekmem.” Tabii ki, kemalata ererek götmek daha başkadır. Tekamül Hakk’la Hakk olmaktır, Hakk’tan başkasını gönüle koymamak, onun dışına çıkmamak, dünya durdukça ebedi hayata yol almaktır.
Hazreti Musa’nın, Hazreti İsa’nın, Hazreti Muhammed’in cemaati var. Hazreti Muhammed’den sonra Veliler geldi, onalrın da sevenleri var. Cemaati, sevenleri olan kişi ölümsüzlüğe yol almıştır, dünya durdukça yaşar. Böyle yerlere meyil vermeyen, ömrünü hay huy ile geçiren, gençliğine, parasına güvenen hiç hastalanmayacağını, yaşlanmayacağını, hep aynı sıhhatte, aynı güçte duracağını sanıp, maceradan maceraya koşan kişi bilmiyor ki Hakk’a yüz tutmadığı için her gün hep kayıba uğruyor. Bir gün gelecek hastalık zuhur edecek, zor yürüyecek, ne yerse yesin tat almayacak, parası da işe yaramayacak, gidecek yeri de bilmiyor. Allah’ım dese, Allah’ı tanımadı ki yüz tutsun koşsun, hayalde yaşamış, ismini biliyor, ama ona uygun yaşamamış, ona yol almamış. Bütün ömrü boşa gider. Ölen bedendir, ruh ölmez, ruhi ceza var. Hazreti Muhammed’in yatsı namazında vitri vacibin üçüncü rekatında gözünde oerde açıldı. Bütün alemi gördü. Ben-i adem sıfatındaki insanların iç alemlerini görüp, hemen, Allahu Ekber, dedi, Allah’a sığındı. Burada anlatıyoruz, bizden evvel de anlattılar. Alan kazanır, almayan kaybeder.

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (7)

Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi

Hazreti Mevlana’nın insana bakışı nasıldır? (devam)

Yunus Emre’ye sormuşlar:
“Ey Yunus! Sen bu dünyaya ne için geldin?”
“Ben bu dünyaya Allah’ı yad etmeye geldim.”
“Allah’ı yad edersen eline ne geçecek?”
“Bir gün gelecek dünya ömrüm bitecek. Madem ki sevgim ve gönlüm Allah’a sunulmuş, bu ruhum bedenden çıktıktan sonra Allah’a gidecektir. Allah anıldıkça ben de anılacağım. Çünkü O’na yöneldim, O’ndan söz ettim, O’nu yaşattım, O’nunla yaşadım.”

Sevgisini, gönlünü, her şeyini Allah’a verdiği için, Allah’la bütünleşti. Yunus, yaşamı boyunca, Allah’a onsekizbin beyit yazarak Divan’ın da çok güzel bir dil döktü. Cenab-ı Hakk, Yunus’dan o kadar güzel işledi ki, bir yerde Hakk, Yunus ismini aldı.
İnsan, dünyada yaratılmışların en şereflisi, Allah’ın elçisidir. İnsandan daha yüce, daha güzel bir varlık yoktur. İnsan, Allah’tan konuşursa, eşref sahibidir. Öbürünün de bedeni mukaddestir ama hiç Allah’tan konuşmaz, hep nefsinde yaşar ise, neuzübillah hayvan ondan daha mazlum kalır.

Hazreti Mevlana’nın o kadar geniş bir görüşü, bakışı var ki, ateisti bile çağırıyor. Allah’ı inkar eden ateisti, Allah’ı tasdiklemiş sayıyor. Neden? Allah var ki, yok der, diyor. Allah’ı inkar etmek, öncelikle insanın kendisini inkar etmesidir. Allah yoksa, sen de yoksun. Ben varım işte konuşuyorum, derse; o zaman Allah da var. Göz, kulak, vücudumuzdaki bütün organların hepsi O’nun kudretiyle diri. Madem inkar ediyorsun, öyleyse yaşlanma, hastalanma, ölme… hep genç kal. Elinde değil, hastalanıyorsun, yaşlanıyorsun, ölüyorsun. Demek ki bir kudret var, başka yerden kendini yeniliyor, senin devrin bitiyor. Bilinçsiz yaşayanın, diyor Mevlana, ömrü boşa gider. Kabule den kişi hem gönlünde, hem gözünde büyütüp Allah’la yola çıkarsa, korkular biter. Hiçbir ayet senin dışına okunmamıştır. Tekbir çektiğin zaman, kimin kudreti ilahisi ile senden o ses çıktı? Allah’ın… “Allahü ekber” dediğin zaman, senden sanadır bu tekbir, sanma ki başkasına sesleniyor, o seni diri tutan kudret sahibi Yaratıcı… O, kendi büyüklüğünü senden konuşuyor. Neden kişiliğini yakalamıyorsun? Ayetleri okuyorsun, namazda rükuda “Subhane Rabbiyel azim” diyorsun, sonra “Semi Allahü limen hamideh” diyorsun… Allah görücü, Allah işitici diyorsun; görüyor, işitiyor, konuşuyorsun… Secdeye kapanıyorsun, “Subhane Rabbiyel ala” diyorsun; secdede ikrar veriyorsun O’nun güzelliğine… ama O ayrı, sen ayrı sanıyorsun. Benimse bu güzellikleri kendinde, secdeden öyle kaldır başını. Yakala o güzellikleri, güzel bir insan olarak çık topluma. O’nun nuruyla bak insanlara, O’nun tatlı diliyle konuş insanlarla, sen de güzel bir insan ol, Allah ile yaşa, Allah’ı yaşat…

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (4)

Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi

Bu yol, yolcudan ne bekliyor?

Bu yol, yolcudan temiz bir gönül, temiz bir sevgi, temiz bir aşk istiyor, başka bir şey istemiyor. Bunlar buraya verilirse, Hakk’ın sıfatı yolcuda kendini gösterir. Eğer üstada akılla bakılırsa hiçbir şey alınamaz. Hazreti Muhammed, hep sevgiden konuştu, Sevgilisinden konuştu. Sevgilisinden konuşurken O da Sevgili sıfatını aldı, Muhammed Habibullah oldu. İsa Ruhullah, onu diri tutan yerden konuştu. Musa Kelamullah, hep Allah’tan söz etti, başka bir yerden söz etmedi.
Hazreti Mevlana, mürşidine aşıktı,; Şems’de kendisini yok etti. Hakk’ın bütün güzelliklerini, Hazreti Muhammed’in büyüklüğünü orada gördü. Bütün hakikatleri gördükten sonra Mevlana O oldu.
Hazreti Mevlana, “Eğer aşıksan, iman ettiğin yerde ölmeye çalış ki sen de günün maşuku olarak ortaya çıkabilesin. O sevgiye, o aşka bir damla bile akıl sokma. O aşka biraz akıl sokarsan, bir kazan sütü bir damla sirke nasıl bozarsa, senin o güzel duygularını da öyle alır, götürür. Onun için yolcumdan temiz bir gönül beklemekteyim” diyor.
O temiz gönül verilirse Hakk’ın yüzü yolcuda görülmeye başlar. Orası zerre kadar pürüz istemiyor, tereddütler girdi mi, olmaz.

 

Hazreti Mevlana zamanında sema kuralsız yapılıyormuş. Kurallar daha sonra konulmuş. Kuralların getirilmesi belli bir nedene mi bağlı?

Hazreti Mevlana zamanında sema kuralsızdı. Bu düzen oğlu Sultan Veled tarafından getirilmiştir. Hazreti Mevlana devrinde semazen cezbeye geldiği zaman istediği kadar sema ediyordu. Sultan Veled Hazretleri, semaya bir düzen verdi. Semazenler, semaya girmeden önce başlarında sikkeleri, üstlerinde hırkalarıyla üç devir yaparlar, buna Devr-i Veled denir.
Birinci devrin manası; Cenab-ı Allah önce cansız alemi, güneşi, ayı, yıldızları yarattı, fakat bunlardan dile gelemedi.
İkinci devrin manası; Dağları, taşları, okyanusları, çimenleri yarattı, fakat onlardan da dile gelemedi.
Üçüncü devrin manası; Allah, hamsiden balinaya, serçeden akbabaya, karıncadan file kadar hayvanları yarattı, fakat bunlardan da dile gelemedi.
Allah, hayvanlardan sonra insanları yarattı. İnsanı yarattıktan sonra, bu alemde ne yarattı ise insan gözüyle seyretti, kendi ismini de yine insandan aldı.
Üçüncü devirden sonra semazenler hırkalarını çıkarıp, kolarını omuzlarında bağlarlar.
Birinci selam; insanın ibtidası, yani şeriat.
İkinci selam; insana yol, yani tarikat.
Üçüncü selam; Hakk’ın insanda tecellisini göstermesi, yani hakikat.
Dördüncü selam; Allah’ın marifeti, yani bütün güzellikler O’nun marifeti.

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (3)

Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi

Mevlevilik nedir?

Mevlevilik, hiç ayrım yapmadan hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun bütün insanlık alemine hizmet etmek, Hazreti Mevlana’yı dile getirmek ve Allah’tan söz etmektir.

Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyarak onu yaşama geçirmektir. Hazreti Mevlana’yı tanımak, o olmaya çalışmak, onun gibi hayat yaşamaktır ve onu yaşatmaktır. Budur, Mevlevilik. Nasıl Peygamberler ayrım yapmamışsa biz de aynı hizmeti yaparız.

 

Mevlevilikte de zikir ve hizmetler var mıdır?

Tabi, bunların hepsi var. Hazreti Mevlana, daha o devirde, ilk gelen talibe, “Altmışaltı sefer Allah desin” demiş. Tutmaz iki dakika… Zikir bir yana, temiz bir gönülle bu yola gelirseniz, bu yolu her an zikretmekte olursunuz.

Mevlana Hazretleri, yediyüz sene önce söylüyor: “Bu kadar Allah dediniz, daha mı Allah’laşmadınız? Bu kadar Kur’an-ı Kerim okudunuz, daha mı Kur’an’laşmadınız?”

Neden bunları söyledi? Eğer aşkla o tevhide girdiysen, bil ki o zikrin sahibi sensin, senden sanadır o zikir. Çünkü kendinden geçiyorsun. Aşık, kendinde değildir, onun bedeninde varolan Maşuk’tur. Kur’an-ı Kerim’i de aşksız okunduğun için Kur’an’laşamıyorsun. Kur’an-ı Natık olamıyorsun, canlı Kur’an olamıyorsun.

Aşksız derviş, imansız softaya benzer. Derviş de aşkla bağlanmamışsa eğer, derviş değildir. Yol, insana çıkıştır, başka bir yere değil. İnsan, bütün alemin temsilcisidir.

Hazreti Mevlana diyor ki: “Eğer insanlık mertebesine ermişsen, bil ki sen kainatsın, kainat da sensin.” Onun için Hazreti Mevlana, “Küfrü iman bilen bendendir, iman bilmeyen benden değildir” diyor. Hepsi insanın nefsinin suretleridir. Bilmeyenleri hor göremeyiz. Bizim vazifemiz herkese el uzatmak, herkese güler yüz tutmaktır. Eğer hor görüp bırakırsan, sen mertebene ermemişsin demektir.

Hazreti Mevlana’ya sormuşlar, “La ilahe illallah, İllallah, Lahavle, Hayy… bir sürü esma var. Senin zikrin nedir?” diye, “Bizim esmamız Lafza-i Celal’dir” demiş. Yine sormuşlar, “Neden tek esma çekiyorsunuz?” İşte Mevlana’nın verdiği cevap… “Allah’ın bir kuluna bir Allah yetmez mi?”

Yeter ki Allah’ı canı gönülden zikredelim. Burada Lafza-i Celal zikredilir, sonunda da Hu çekilir. Manası Allah’ın birliğine şehadet ediyoruz, demektir.

 

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (2)

Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi

Mevlana ve Mevlevilik için dinler üstüdür deniyor. İslamiyet son din ve bütün dinleri kapsadığından buradaki fark nedir? Neden dinler üstü oluyor?

Şu fark vardır… Nasıl Hazreti Muhammed, bütün aleme kucak açıp, hiç ayrım yapmadan hepsine birlikten, kardeşlikten, sevgiden söz etti ise, bunun devamını Hazreti Mevlana yapmıştır, ikiliğe hiç yer vermeden İslam’ın, dinin özünde durmuştur.
Allah, en üstün nimet olarak akıl vermiştir. Onu da insanın başına koymuştur. O akılı Hakk’da tutarsak, daim onu kendimizde görürüz. Bütün kainat Allah’ın zuhurudur, O’nun varlığıdır. Bir müşkülü olan O’na sığınır. O zaman niye bu ikilikler yapılıyor?
Hazreti Musa’ya, Hazreti İsa’ya, Hazreti Muhammed’e bende olan ve gönlüne koyan kişi, hiçbir varlığa kötülük yapamaz. Çünkü Peygamberlerde kötülük yok… Onlar Allah’ın sıfatını taşır. Ancak Peygamberine bende olmayanlar kötülük yapabilirler.
Hazreti Mevlana, Hazreti Muhammed’i, en ince detayına kadar tahsil edip onda kendini yok etmiş, Hazreti Muhammed’in bendesi olarak Allah’a aşık olmuş, böylece Allah ile Allahlaşmış. Böyle biri topluma daima sevgi sunar. Hep sevgi sunulan bir yere herkes koşar. Onun için Konya’daki türbesinde her dinden ziyaretçisi var, onun kapısı herkese açıktır.
Hazreti Muhammed’in dini yüksek ahlak üzerine kuruşmuştur. Ahlak ise toplum için yararlı fikirler üretmektir. Hazreti Muhammed diyor ki: “Ne kadar az bilgili bir insan olursan ol, toplum için yararlı fikirler üretirsen, onların üzerlerindeki yükü hafifletirsen, sen bendensin; ama ne kadar çok bilgin olursa olsun, toplum için karamsar fikirler üretirsen o zaman sen ahlaksızsın, benden değilsin.”
Hazreti Muhammed, bütün dünyanın rahmetidir; Hazreti Muhammed, bütün insanların Peygamberidir. Peygamberlerin hepsi Allah’tan söz ettiler. Biz, Resulallah’ın o yüksek ahlakında duruyoruz.
Allah, kimsenin türbanına, külahına, sakalına, bıyığına bakmaz; gönlüne bakar. Gönlü temizse altın gibidir. Altını çamura at, ayarından bir şey kaybetmez, pas da tutmaz. Ateşte erit, gramından eksik vermez. Öbür madenlerin hepsi eksik verir. Hele girdiler mi çamura, pas da tutarlar. Ehl-i iman sahibi de buna benzer, nerede olursa olsun o Allah ile beraberdir.
Hazreti Mevlana’ya gelince; Mevlana, Muhammed’dir, İsa’dır, MUsa’dır, Davud’dur, Süleyman’dır, bütün Nebilerin tümüdür. Mevlana, ona ne yüzle bakarsan, o yüzle sende tecellisini gösterir. O, birlik aleminin kaynağı, bütün varlıkların özüdür. Mevlana, kainattır, kainat da Mevlana’dır.
Burası, Hazreti Mevlana’nın evi olduğu için hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun, tüm insanlara açık, dinler üstü bir yerdir, tutuculuk yoktur. Tamamen evrensel, insancıl ve yapıcıdır. Sevgiyi, aşkı, ne kadar güzellik varsa onları sunmaktadır.

MERAM’DAN SİLİVRİKAPI MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİ’NE… (1)

 

Birlik aleminin kaynağı Hazreti Mevlana’nın sevenleriyle Konya Meram Bağları’nda yediyüz sene önce yaptığı sohbetler Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi’nde yaşatılmaya devam ediliyor. Ruhlara gıda, gönüllere şifa olan, soru-cevap şeklindeki bu sohbetlerden kısa kesitleri yazıya dökerek, onun saçtığı güzelliklerden bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim.
Bilindiği üzere, soru-cevap şeklinde yapılan Hakk sohbetleri, Hazreti Mevlana’dan önce tasavvufun Piri Hazreti Ali zamanında da yapılmaktaydı.
Bu doğrultuda, bütün insanlığa ışık olan Hazreti Mevlana’dan feyz alınmasına katkıda bulunmak, düşüncelerin aydınlanıp, tereddüt ve ikiliklerin yok olmasına vesile olmak amacıyla Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi’nde açtığımız sohbetlerde dinleyicilerden gelen sorulara elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum ve çalışmaya devam edeceğim.
Her anınız nur olsun, gönüller ferah olsun, yaşamlar duygu dolu olsun, koşuşlar hep güzelliklere doğru olsun… Kainatın nuru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pirimiz Hüdavendigar Mevlana’mızın selamları, feyizleri ve güzel keremleri hepinizin üzerlerinize olsun…

 

MEVLEVİLİK HİÇ AYRIM YAPMADAN İNSANLIĞA HİZMET ETMEKTİR…

Bu yola katılmak için Müslüman olmak ya da herhangi bir dine tabi olmak şart mıdır?

Burası bütün dinlere açık, sevgi, aşk, birlik, kardeşlik yuvası olduğundan, burada din, dil, ırk ayrımı yoktur. Yolumuz birlik, sevgi, kardeşlik yoludur. Bizde Peygamberlerin hepsi birdir, çünkü hepsi aynı Allah’tan söz ettiler. Hazreti Mevlana, bütün Peygamberleri ve onların cemaatlerini kucaklamış, insanlık aleminin sevgi ve güzellik kaynağı olmuştur.
Mevlana, “Dünyanın neresinde olursanız olun bir sevgi sözü işittiğiniz zaman, o sözler bana aittir” der.
“Ya Mevlana! O söz nasıl sana ait olur? Çin’de, Hindistan’da, Yemen’de konuşulan sözün sahibi nasıl sen olabilirsin?” diye sorulduğunda ise, “Benim kaynağımdan fışkırmıştır” diye cevap verir.
Mevlana, aşk ustası, sevgi ustasıdır. Hangi milletten olursa olsun bütün aydınlar, Mevlana’nın felsefesi etrafında toplanıp, onun eserlerinde kişiliklerini buluyorlar. Hazreti Mevlana, insana kişilik verir. İnsan gerçek kimliğini bulduktan sonra yaşamını en güzel şekilde sürdürür, bilinçli yaşar, bütün insanlık alemini Allah’ın varlıkları olduğu için sever ve hepsine sevgiden söz eder.
Hazreti Mevlana, hiç din, dil, ırk ayrımı yapmadan bütün insanlık alemine bir baktı. O cihanın Kutbu, dinler üstü bir düşünürdür. Hazreti Mevlana, öyle bir temel atmış ki, dünya durdukça onun sözleri insanlığa ışık olacak…
Hazreti Mevlana çok sevilir. Çünkü o, bütün insanları sevdi ve olduğu gibi kabul etti. Bütün kötü huylarını bırak, öyle bana gel, demedi. “Her neysen yine gel” çağrısında Hazreti Mevlana kimseye, gel Müslüman ol, demiyor; gel insan ol, diyor. Hazreti Mevlana’nın misyonerliği, hangi dinden olursa olsun bütün insanları kardeş yapmaktır.

Mevlana ve Şems… (6)

Bilindiği üzere, Kirman, İran’da kimyonun en çok yetiştiği şehirdir. Şems-i Tebriz Hazretleri’nin bir benzetmesi vardır, der ki: “Kimyonu Kirman’a götürmekte ne fayda var? Tanrı kapısına da canını götürsen bunun aynıdır, ne faydası var? O kapı canların yaratıldığı yerdir, oraya orda olmayan bir şey götür. Sen O’na niyaz ve yalvarma, yakarma götür. Zira niyazsız olan Allah, niyazı sever. Oraya yokluğunu götür ki, sana lütufda bulunulsun. O da aşktır. Bir kere aşk tuzağına düştün mü? O seni sarar gider.” Bir ayet-i kerimede de, “Allah’ı severseniz, O da sizi sever!” diye buyrulmaktadır.

Şems-i Tebrizi Hazretlerinin, bu menkibede dile getirmek istediği şudur:

Sevgili, senin canını istemekte değildir. Sen O’na canını verirsen, o Sevgili kiminle muhabbetini dile getirecek? Kiminle kendini yadedecek? Sevgili’nin istediği şey sevgidir. O’na sevgini büyüteceksin, gönlünü vereceksin, o sevgi aşka dönüşecek. Sevgi, aşka dönüştükten sonra, senden kimlik kalkacak ve sende Sevgili kimliğini gösterecek.

Hazreti Mevlana’mız da buyurur ki:

“Aşık ölüdür, aşıktan görünen Maşuktur!”

Aşk, insanı hedefine ulaştıracak en hızlı vasıtadır. Hem hedefe ulaştırır, hem de ulaştırdığı yerde yokluğa erdirir. Nereye sevgini ve aşkını verdiysen, orası sende tecellisini gösterir.

Yine Hazreti Mevlana’mız der:

“Ey Aşık! Benim makamıma geldiğinde, bana Maşuk diye hitab ediyorsun.

Ey Aşık! Aşk ile geldiğinde, ziyaret eden de sensin, ziyaret edilen de sen…”

İşte Şems-i Tebrizi Hazretleri’nin anlatmak istediği de budur. Sevgili’ne sevgini, aşkını, muhabbetini, gönlünü götürürsen, o Sevgili senden hoşnut olur…

Mevlana ve Şems… (5)

Şems olmak kolay değildir, herkes Şems’i taşıyamaz…

Hazreti Şems, Mevlana’nın putlarını kırmak için onu türlü imtihanlara tabi tutmuştur. 

Bu imtihanlardan herkesçe bilinen bir tanesini dile getireyim… Bir gün Şems Hazretleri, Cenab- ı Mevlana’dan meydandaki bir meyhaneden şarap almasını istiyor. Hazreti Mevlana o güne kadar hiç bir meyhaneye girmemiş, şarap da ağzına koymamış; ama diğer taraftan Şems’e de ikrar vermiş, gitmese olmaz. Kalkıyor Cenab-ı Mevlana meyhanenin yolunu tutuyor, giriyor meyhaneye. Meyhaneci karşısında Mevlana’yı görünce çok şaşırıyor, “Buyrun Mevlana Hazretleri, bir şey mi oldu?” diyor. Hazreti Mevlana, “Şurdan bana bir testi şarap doldurur musun?” diye sıkılarak cevap veriyor. Meyhaneci şaşkınlıklar içinde bir testi şarabı Hazreti Mevlana’ya ikram ediyor. Mevlana şarabı alarak çıkıyor meyhaneden, sokakta kimse onu elinde şarapla görmesin diye de şarabı cübbesinin altına saklıyor ama, tam kalabalık halkın arasından geçerken, testi kayıyor, yere düşüyor ve kırılıyor. Her yer şarap oluyor ve etraftaki halk da bunu görüyor ve aralarında söylenmeye başlıyorlar; biri diyor, “Mevlana şarap mı içiyormuş”, öbürü diyor, “Yazıklar olsun, biz kime inanmışız, kime iman edip sözlerini dinlemişiz!..”

Hazreti Mevlana’nın canı bu duyduklarına çok sıkılıyor, eve dönüyor ve üzüntüden sakalları titreyerek çıkıyor Şems’in karşısına. Hazreti Şems, Mevlana’nın bu halini görünce gülümseyerek soruyor, “Hayırdır Mevlana ne oldu?” Hazreti Mevlana başına gelenleri olduğu gibi anlatıyor. Şems Hazretlerine tabi ki her şey zaten malum, diyor ki, “O şişeyi gayb aleminden ben düşürdüm. Şimdi söyle bana, seni halkın mı sevmesini istersin, yoksa Hakk’ın mı?” Cenab-ı Mevlana, “Hakk’ın sevmesini isterim” diye yanıt veriyor. Bunun üzerine Hazreti Şems şöyle devam ediyor, “Ben de bunu seni halktan uzak etmek için yaptım.”

Hazreti Şems, Mevlana’yı buna benzer daha birçok imtihanlara tutmuştur. Bundan şunu anlamamız gerekir; bir insan putlarını kırmadıktan sonra hakiki kimliğine ulaşamaz. İnsanı bütün güzelliklerden uzak eden küçük aklıdır. Böyle bir kişi kendi aklını beğenir ve başkalarını hor görür.

Cenab-ı Mevlana, Hazreti Şems’in elinde piştikten ve bir güneş gibi parladıktan sonra bakın ne diyor:

“Ey insan! Kusursuz kul bu alemde arama. Kusursuz insan yoktur bu alemde, herkeste bir kusur vardır. İnsanlarla iyi geçinmek istersen, herkesin iyi taraflarına bak, o zaman huzurlu olursun.”

Mevlana ve Şems… (4)

Bir gün Şems-i Tebrizi, Hazreti Mevlana’ya “Neden ışık altında yazıyorsun?” diye sordu. Mevlana bir an Şems’in gözlerinin içine baktı ve “Gözüm karanlıkta görmez, ışık olmadan nasıl yazacağım?” dedi. O zaman, Şems: “Çalış her zerren göz olsun, bırak artık ışığı, ışıksız yaz” diyerek Mevlana’yı aylarca düşünceye soktu. Gün geldi, perde açıldı, o ışık oldu ve karanlıkları aydınlattı.

Gözün görüş alanı sınırlıdır. Kalb gözü açılırsa dünya küçülür, başka alemler görülür.

Hazreti Mevlana, Fihi Ma-Fih adlı eserinde şöyle der: “Şaşarım insanlara; erenler, aşıklar, yeri yurdu olmayan, şekli bulunmayan, neliği niteliği de olmayan aleme, neliksiz niteliksiz alemine nasıl aşık olurlar, nasıl o alemden yardım görürler, güç kuvvet bulurlar, o alemin tesiri altında kalırlar, derler. Halbuki kendileri gece gündüz o aleme girerler. Bir adam bir adamı görür, ondan yardım görür. Bu yardımı onun lütfundan, ihsanından, bilgisinden, anısından, düşünüşünden, onun neşesinden, üzüntüsünden elde eder. Bütün bunlar da mekansızlık alemindedir.

Allah, sesten, harften münezzehtir. Tanrı’nın sözü, harften sesten dışarıdır. Fakat sözünü de, dilediği her harften, her sesten, her dilden akıtır gider. Hani yollarda, saraylarda havuz başlarına taştan bir insan, yahut bir kuş yaparlar; o heykellerin ağızlarından su akar, havuza dökülür. Bütün akıllılar bilirler ki o su, taştan yapılma kuşun ağzından gelmiyor, bir başka yerden geliyor…”

Hazreti Mevlana, iç aleminden zuhur eden bütün ilhamları şu üç söze bağladı: “Hamdım, piştim, yandım.” Yani demek istedi ki: Zahir ilimde hep okudum, çok şey öğrendim, eşi benzeri olmayan güzel bir bilgin oldum ama ben kimdim bilmiyordum, hamdım; Şems’i tanıdım piştim, yani onda olgunlaştım; şimdi Şems uçtu gitti, ben yandım…”

Akıl, pervaneye benzer, sevgiliyse mum gibidir. Pervane, kendini muma vurur, yakar, helak olur gider; fakat pervane de ona derler ki, o yanıştan zarar görse, elemlere düşse bile muma dayanamasın; kendisini atsın-gitsin…

Divan-ı Kebir’inde çok güzel seslenir bizlere Mevlana ve der ki:

“Ey aşık! Hileyi bırak! Aklı terk et, divane ol, divane! Ateşin tam ortasına atıl, adeta gönlüne gir! Pervane ol, pervane!

Kendini yabancı say, kendine yabancı ol! Hem de evini yık, harap et! Sonra gel; aşıklarla, aynı evde otur, onlarla düş, kalk!

Git, gönlünü siniler gibi yedi kere yıka, kinden, nefretten temizlen! Sonra gel aşk şarabına kadeh ol!

Sevgiliye layık olmak için tamamıyla can halini al! Mest olanların yanına gidince sen de mest ol mest!

Güzellerin takdıkları küpelerin sohbet yeri, buluşma yeri onların yanaklarıdır. Güzel yanaklarla, güzel kulaklarla dost olmak istiyorsan; inci tanesi ol, inci tanesi!

Düşüncen nereye giderse seni peşinden sürükler, oraya çeker götürür. Sen düşünceden vazgeç de, kaza ve kader gibi en ileride yürü, en öne geç!

Şehvete kapılmak, heva ve hevese meyl etmek bir kilittir ki, gönüllerimiz onunla kilitlenir. Sen anahtar ol, anahtarın dişi ol!

Mustafa (s.a.v) Hannane direğini okşadı. Sen bir ağaçtan da aşağı değilsin ya, haydi Hannane direği ol, Hannane direği!

Hazreti Süleyman sana; ‘Kuş dilini duy, öğren!’ diyor. Halbuki sen öyle bir tuzaksın ki, kuş senden ürker kaçar, sen tuzak olma, yuva ol, yuva!

Bir güzel sana yüz gösterirse, ona ayna ol, onu içine al, onunla dol! Güzel sana karşı saçlarını yüzer açarsa, sen ona tarak ol, tarak.

Zenginleştin, armağanlara, mallara sahip oldun da bunlara karşılık şükran olarak aşkı verdin. Malı bırak, mal şöyle dursun, sen aşka şükrane olarak kendini ver, kendini.

Bir müddet ateş oldun, rüzgar oldun, su oldun, toprak oldun. Bir müddet de hayvan oldun, hayvanlık aleminde dolaştın. Madem ki, bir müddet can haline geldin, hiç olmazsa sevgiliye layık bir can ol, sevgiliye layık bir can.”