Hazreti İsa buyuruyor ki: “Yaşamı bulmak istiyorsanız, yani kendi kimliğinizi bulmak istiyorsanız, kendi içinize bakmak zorundasınız. Çünkü Tanrı saltanatı sizin içinizdedir.” Siz ne dersiniz?
Bu çok doğru bir sözdür. Çünkü insan kendini kontrol etmeden, kendi iç alemine bakmadan yola koyulursa kazalara düşebilir. Ama eğer bir insan kendi iç alemini kontrol ederek, kendinde Allah’a uygun güzelliklerin olmadığının farkına vardıktan sonra arınma yoluna girip, mürşidiyle beraber yürürse, onun yolu aydınlığa çıkar.
“Eğer akıllar onun bağladığı düğümleri çözseydi Allah, Peygamberleri yollar mıydı? Kendine gel de nefesi kutlu, düğümler çözen, Allah dilediğini işler sırrını bilir birisini ara!” (Mesnevi, IV/3197)
Şöyle bir misal vereyim: İki atlı yolculuğa çıkmışlar. Gece olunca çayırlık bir yere gelmişler. Orada dinlenmeye karar vermişler, atlarından inmişler. Birisi atını bağlamadan, başı boş çayıra bırakmış ve demiş, “Allah’a emanet olsun.” Öbürü de atını bir ağaca bağlamış ve demiş, “Ya mürşidim, ya şeyhim atım sana emanet olsun.” Sonra uyumuşlar. Gecenin bir vaktinde biri gelmiş, bağlı duran atı almamış, gitmiş bağsız, başı boş duran atı almış. Sabah olunca atını kaybeden adam dönüp öbürüne, “Sen atını mürşidine emanet ettin, ben ise Allah’a emanet ettim. Benim atımı çalmışlar, senin atın bağlandığı yerde duruyor. Bu iş nasıl oldu böyle?” İşte derviş olan şu cevabı vermiş: “Allah’ın kulları çoktur. Bir kulunun ata ihtiyacı oldu, tuttu atını ona verdi, bak sen yaya kaldın. Ama ben atımı mürşidime teslim ettim, mürşidim hiç uyumaz, o yüzden benim atımı o beklemiştir.”
“Arifin hali , uyanıkken de budur, Allah, ‘Onlar uykudadırlar’ dedi, bunu inkar etme. Onlar, gece gündüz dünya ahvalinden uykudadırlar; Rabb’in elinde evirip çevirdiği kalem gibidirler. Yazı esnasında eli görmeyen kimse, kalemin hareketini, kalemden sanır. Allah, arifin bu halinden halka pek az bir miktarını gösterdi; halkı ise hisse mensup uyku kapladı. Gaflete dalıp arifi anlamadılar. Dünyada nice Eshab-ı Kehf vardır ki bu zamanda senin yanıbaşında ve önündedir. Mağara da , dost da onunla terennüm etmektir. Ne fayda, senin gözünde ve kulağında mühür var? (Mesnevi, I/393)
Attan maksat bedendir. Eğer sen, kamil bir mürşidin huzuruna gelip, tam bir teslimiyetle ve imanla ona bağlanır ve iç alemindeki bütün kötülüklerden arınmak için çaba sarfedersen, kendinde bütün güzel huyları toplarsan, o zaman mutlu ve huzurlu bir yaşam sürersin. Tanrı saltanatına kavuşmak, dünya varlıklarıyla olmaz; Tanrı huylarıyla huylanmakla olur. Hayale gitme, hakikate gel!..
“Tanrı’nın verdiği kudrete şükretmek kudretini artırır. Cebir (batıl) ise nimeti elinden çıkarır. Senin cebriliğin yolda uyumaktır, uyuma; o kapıyı, o dergahı görmedikçe uykuya dalma! Ey dikkatsiz Cebri! Sakın o meyvalı ağacın altından gayrı bir yerde uyuma. Ki rüzgar her anda dalları silkip başına çerez ve azık döksün. Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak aynı şeydir. Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Allah’a dayan!” (Mesnevi, I/939)

