HAZRETİ MEVLÂNA’NIN YÜCELİĞİ – 2

Mevlâna, bütün suçların yıkanıp arındığı, bütün günâhların tertemiz olduğu af ve anlayış kapısıdır. 

Bir gün, Mevlâna’ya, “Filân kişi hiç günâh işlememiş” dediklerinde, dudağını bükerek, “Keşke işlemiş olsaydı da, sonra pişman olsaydı” demiştir.

Her ân taze bir umut saçan Hüdâvendigâr Mevlâna’nın mizâcı da hoş ve tatlıydı. Her şeyi şakaya almasını bilirdi. Birinin bir başkasına kızarak, “Senin postunu yüzerim” demesi üzerine, Mevlâna, “Ne iyi adammış. Biz dostun rahmetine kavuşmak için gece gündüz postu çıkarmak ve onun zahmetinden kurtulmak arzusundayız. Keşke gelse de bizi de postun derdinden kurtarsa” diyerek hem güldüren hem de düşündüren bir insanlık ustasıydı.

Mevlâna’ya göre mala ve mülke tapanların dostluğu dünyevîdir. Ona göre dostluğun şartı kendini dostuna fedâ etmek, dost için icâbında kendini kavgalara atmaktır. Mevlâna, sevdiklerini her şeyi ile severdi. Onun sevgi anlayışı basit, maddî çıkarlarla kuşatılmış menfî aldatmacalar değil, mert gönüllerin coşkusu ve karşılıksız sevgiydi.

Her şeyin ilacının sevgi olduğunu söylerken şöyle der Mevlâna, “Sevgiden bakırlar altın kesilir, dertler sevgiye dermân olur ve ölüler sevgiden dirilir.”

Mevlâna, en güzel sevginin Tanrı’ya duyulan aşk olduğunu söylerken Allah sevgisinde yok olarak sonsuz hayatın müjdesini vermiştir. Bir mısrâsında şöyle der, “Sevgide derlenip toplananlar, şu insan kalabalığı gibi ölmezler.”

Ve bir başka yerde de şöyle seslenir, “Aşksız olma ki ölü olmayasın. Aşkta öl ki diri kalasın.”

Beyit:

“Mezarıma gelirsen, bir bak da gör; benim gözlerime toprak dolmamıştır; mezarımda bile gözlerim aşkla doludur!”

HAZRETİ MEVLÂNA’NIN YÜCELİĞİ – 1

Gelmiş geçmiş onca düşünür, sayısız velî ve Hakk aşığı içinde Mevlâna kadar insanı yücelten ve insanın Tanrı katında ne kadar yüce bir varlık olduğundan bu kadar açık bahseden bir üstâd daha olmamıştır.

Sevgiyi ve aşkı onun kadar derin anlatan ve tüm insanlığa armağan eden başka birine daha rastlamak mümkün değildir. Mevlâna, baştan aşağı bir tevâzu abîdesi ve sadece yaşadığı devrin değil tüm devirlerin aydınlık ışığıdır. Tüm insanlığın düşünen başı, duyan gönlü olan Mevlâna’nın yolu sevgi ve barıştır.

Mevlâna’ya göre sevgi; insanı hayata bağlayan zincirin en güçlü halkası ve insanı yaratanına ulaştıracak bir merdivendir. Tanrı ve insan sevgisi ile yanıp kavrulan Mevlâna, son nefesine kadar insanın etrafına faydalı olmasını ve hizmet etmesini ister.

Bu konuda şöyle seslenir: “Bir mum dahî eriyip gideceğini bildiği hâlde etrafına ışık saçmaktan geri durmaz. Ey insan, sen ki yaratanın kudretiyle dopdolu iken neden geri durasın?”

Mevlâna’nın ağzından çıkan her sözü ve davranışı, birlik ve kardeşlik ile doludur. Seslenişi bütün insanlara ve insanlığadır.

Mevlâna insanların arasındaki dayanışmaya çok büyük önem verirken bu yardımlaşmanın, ancak olgun insanlarda görülen güzel bir davranış olduğunu açıklar ve şöyle der: “Eğer insan birbirine yardım etmiyor, birbirinin mutluluğunu istemiyorsa ve olgun değilse o, insan değildir.”

Mevlâna, en büyük işlerden, en küçük ayrıntıya kadar her hususta başkalarını düşünen, kayıran, severken aynı zamanda insanların gönüllerini tamir eden ve insanlardaki ıstırapları yumuşatan, fenâlıkları eriten, ihtirasları yok eden, kirleri temizleyen bir gönül sultanıdır.

Beyit:

“O bir çimendir. Kıyâmete kadar onun gülleri açılsın, solmasın. O bir eşsiz güzeldir. İki dünya da onun yüzüne fedâ olsun.”

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 32

Mevlâna…

Horasan’dan göç eyleyip,

Geldin Mevlâna Mevlâna.

Tatlı kelâmlar söyleyip,

Güldün Mevlâna Mevlâna.

Baban ile düştün yola,

Beraberce çektin çile,

Bir zamanlar elden ele,

Geldin Mevlâna Mevlâna.

En son Konya’ya yerleştin,

Er olan er ile birleştin,

Hakk yolunda sen pîrleştin,

Baldın Mevlâna Mevlâna.

Dâim dilde Hakk’ı andın,

Rebab çaldın semâ döndün,

Hakk’a aşık olup yandın,

Soldun Mevlâna Mevlâna.

İstemedin dünya sözü,

Bir zaman çok çektin yası,

Kalplerdeki kiri pası,

Sildin Mevlâna Mevlâna.

Verdiğine şükrederek,

Hakk’ı buldun zikrederek,

Her işleri fikrederek,

Bildin Mevlâna Mevlâna…

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 31

Mevlâna’dan yana…

Zaman ellerimizin içinde bir kuş,

Çırpınan, uçan bir kuş.

Uzun, büyük yıllar var aramızda,

Sen içimizde, sen esen rüzgârda,

Sen bir neyin nağmelerinde,

Biz kendimizi kaybedercesine dönerken,

Seni sevmek, senin olmak,

Sende kaybolmak tek emelimiz,

Yâ Hazreti Mevlâna, delicesine… <3

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 30

Sevgili canlar…

Muhtaç olduğumuz ihtiyaçları,

Artık birer birer bulmak gerekir.

Hudutsuz ilmin önünde eğilip,

Her yönünden bilgi almak gerekir.

İlmi çok okuyup çok düşünmeli,

İnsanlar azminde çok güçlü olmalı,

İlmin her yönünden nasîb almak gerekir.

Bu Dede ne diyor dinle bakalım,

Biz de dünyaya bir ışık yakalım,

Sade aklımıza bunu takalım,

Her yönünden bilgi almak gerekir…

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 29

Cihan sultanım, kâinat nurum,

Şahlar Şahım yâ Ali…

Sevenlerine kıblesin,

Muma ışık, alevsin,

Bir bitmez hikâyesin,

Söyle de söyle…

Sen âb-ı hayatsın,

Sen şekere tatsın,

Sen Allah’ın sırlarını bilensin,

Sen her zaman gülen,

Söyle de söyle…

Şahlar Şahı Ali’m,

Gam sana gerek değil,

Öfkeli yürek değil,

Al eline rebabı,

Bırak kavgayı dövüşü,

İmanına hamdolsun,

Gönlümüz neşe dolsun,

Söyle de söyle,

Şahım Ali’m… <3

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 28

Nurlar nuru, iki cihan sultanı Mevlâna’m…

Bir can varsa candan içre,

Nurlar nuru o sensin Mevlâna’m.

Bir ten varsa tenden ateş,

O sensin Mevlâna’m.

Bir ruh varsa ruhtan özge,

O sensin yüce Mevlâna’m.

Bir aşk varsa aşktan efsun,

O sensin yüce Mevlâna’m.

Candan içre canım yoluna kurban,

Yüce Mevlâna’m.

Tenden ateş tenim şevkinde yandı,

İki cihan sultanı Mevlâna’m.

Ruhtan özge ruhum sana her an hasret,

Yüce sultanım Mevlâna’m.

Aşktan üstün aşkın kana boyandı,

Yüce Mevlâna’m…

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 27

Pîrime, Hüdâvendigâr Mevlâna’ma canı gönülden sesleniş…

Merim Mevlâna’m,

Aşkımın ateşiyle tutuşmuş sanki ,

Türbende yanan kandillerin.

Ruhunda aradığını bulan ruhum,

Semâ ediyor şimdi çepeçevre,

Sonsuz güzelliğinde derin.

Ey Rûmî! 

Ben sen olalı, çılgınlığım sustu,

Ey Rûmî! Merim Mevlâna’m!

Ben sen olalı, kuzey güney,

Güney de kuzey oldu,

Kutub diğer Kutbu yarattı.

Yüce Pîrim Mevlâna’m,

Ahenksizlik akordlarda eridi,

Söyle, denizin atan nabzı kıyısında,

Dalgalanmayan tek körfez kaldı mı,

senin aşkından…

Söyle, senin yanında nanlamı olmayan,

tek bir söz kaldı mı…

Yüce Mevlâna’m, biricik sevgilim,

Senin aşkında raksetmeyen adım mı var…

Ey Rûmî! Yüce Mevlâna’m!

Bu semâ çemberinin ortası benim,

tâ ki ben sen olalı…

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 26

Sevgili canlar…

Şu güneş neyin ki ey koca dünya,

Işığını senden bir an çekmiyor.

O mu sana sen mi ona aşıksın,

Hiç kimse bu sırrı bilmiyor.

Her hâl onun ziyâsıyla berabersin,

Nice şeyler doğurmadan bellisin,

O nereli ya sen hangi elinsin,

Hiç kimse bu gizli sırrı bilmiyor.

Ateşiyle ısıtır dört bir yanını,

Fazla deyip çıkarmaz dumanını,

Kime sorduysam yaş zamanını,

Hiç kimse bu gizli sırrı bilmiyor.

Dede der ki, cisim misin nur musun,

Yâhut nurdan elbiseye bürünen misin,

Sen aslında onun ile bir misin

Hiç kimse bu gizli sırrı bilmiyor…

Mısrâlarda Mânâ Okyanusu – 25

Sevgili canlar…

Şu yeri göğü yaratan,

Bir insanın kalbindedir.

Bütün varlığı vareden,

Bir insanın kalbindedir.

İnsan o kim Hakk’a yürür,

Hakk’tan alır Hakk’a verir,

Semazenin kol açışı gibi,

Ondan gayri nerede görür,

Bir insanın kalbindedir.

İnsanın kalbinde Allah var,

Neye baksa O’dur billâh,

Dede’nin sevdiği ol Şah,

Bir insanın kalbindedir…