🌹“Ey can! Acaba kim olduğundan haberin var mı? Ey gönül! Sendeki konuğun kim olduğunu biliyor musun? Ey beden! Sen her hileye bir yol arıyorsun. Seni kendine çeken odur, seni arayanın kim olduğunu anla!”
Gökten cana nîdâ geldi:
“Ey Hakk’tan gelen! Geri dön; Essâlâ…
Can dedi ki:
“Ey seslenen sevgili! Ehlen ve sehlen, merhaba…”
Kulağım sesini duydu, istiye istiye uydum, her anda sana yüzlerce canım fedâ… Bir kere daha seslen ki; ‘Hel etâ’ ya uçayım. Ey eşsiz misafirimiz! Canımdan durup dinlenmeyi aldın. Bilmem ki, biz seni nereye davet edip de oturtalım?…
Nîdâ eden cevap verdi:
“Nereye mi? Candan ve yerden dışarıya. Ben bu zindandakilerin ayağından, ağır bağı çözüp çıkaracağım. Göğe bir merdiven dayayacağım, o merdivenle can yükseğe çıksın. Sen ki, cana can katan bir cansın, bizim şehrimizdensin; bizden olduğun hâlde gönlünü garipliğe bırakmışsın. Vefâkarlığın şartı bu mudur?”
Sana boşgezenlik tatlı gelmiş, evini barkını unutmuşsun. Bâbil şehrinin kokmuş ihtiyar büyücüsü hile ile seni büyülemiş. Bak, ârifler o merhaleye doğru kafile kafile ve üst üste koşuyorlar; nasıl oluyor da sen bunlara başını dönüp bakmıyorsun? Nasıl oluyor da onların ayağından kopan toz başına konmuyor? Bıraktıkları çamur ayağına sürünmüyor? Kervancıların kervan çıngıraklarının önden ve arkadan gelen seslerini nasıl oluyor da duymuyorsun? Sözümüzü, sohbetimizi anlıyan nice arkadaş burada kulağımızın dibinde oturmuş, yine nice halk burada bizim sarhoşumuz, bizim hayranımız olmuş, neşeler içinde nârâ atarak kulağımıza:
“Daha ne zamana kadar padişâhlar dilenci olacaklar?…” diyorlar.
Ey sevimli nîdâ! Ey âşıkların ilkbaharı! Sende sevgili yârimizin haberi var. Çimenler seninle gebe, bağlar seninle gülüyor… Siz ey hoş nefesli rüzgârlar! Âşıkların feryâdına yetişin. Ey candan ve mekândan daha temiz olan sen! Bilmem ki, nerede idin, nerede? Ey Ruma, Habeşe, fitne olan! Senin güzel kokuna hayran oldum. Sen Yusuf’un gömleği misin? Yoksa Cenâb-ı Mustafa’nın hırkası mısın?
Ey doğruluk ırmağı! Sen sevgilimizin nehrindensin, sinelerde Tûr-u Sînâ’sın, sen canlara can katarsın. Senin sözün de sohbetin de hoş, senin her hâlin, her şeklin de hoştur. Zaten aylar, yıllar senin kölendir. Yoksa sen baştan başa bütün can mısın? Yoksa sen zamanın Hızır’ı mısın? Yoksa Âb-ı Hayat mısın? Bizdeki büyüyüp gelişmeler hep sendendir…
(Not: Bu yazılar; Hazreti Mevlâna’mızın Mesnevî’sinden ve Dîvân-ı Kebîr’inden, Hazreti Şems’imizin Makâlat’ından, Hazreti Sultan Veled Efendi’mizin İbtidânâme’sinden, Mithat Baharî Beytur Hazretleri’nin eserlerinden, İbrahim Şahidî’nin Gülşen-i Tevhid’inden, Yunus Emre’mizin Dîvân’ından ve Hasan Dede’mizin şiir ve sohbetlerinden alıntılar yapılarak derlenmiştir; mânevî aşkın mestliğini gönüllerimize bir nebze olsun yansıtabilmesi temennisiyle…)
Kâinatın nûru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pîrimiz Hüdâvendigâr Mevlâna’mızın, Pîrân Efendilerimizin selâmları, feyizleri ve güzel keremleri, bizleri sevenlerin ve bizleri izleyenlerin üzerine olsun. Allah, sizleri hep güzel günlerde yaşatsın. Sevgiler, Allah’a emânet olun. Huu…

