🌹“Âşıkın âhından gök yarılır, âşıkların iniltisi hor görülecek şey değildir. Felek, asıl âşıklar için döner.”
Dosta kim acır?
– Yine dost…
Kalk, biz de aşk ile hızlı hızlı dönelim…
Hastanın âhını kim duyar?
– Yine hasta…
Şefkatli baharın gözyaşları nerede? Gelsin, dikenin eteğini güllerle doldursun…
Amansız hazandan dinleyiniz; hazan:
– Lezzetleri yıkan zikri çoğaltınız, diyor.
(Hazreti Muhammed, Sıddık ile mağarada iken ona: “Mazlum olma; Allah bizimle beraberdir” dedi) İşte içinde ikinin ikincisi o olunca, mağara bile güzelleşir…
Âşıkın âhından gök yarılır, âşıkların iniltisi hor görülecek şey değildir. Felek, asıl âşıklar için döner. Kalk, biz de aşk ile hızlı hızlı dönelim…
Hazreti Muhammed’e, Allah: “Sen olmasaydın, gökleri yaratmazdım” niçin dedi?
– Bil ki, seçkin olan Ahmed, aşk madeni idi de onun için…
Gök, aşkın etrafında döner. Bu dönen kubbe, aşk için yaratılmıştır. Yoksa ne ekmekçilik için, ne demircilik için, ne orak biçme, ne de attârlık için yaratılmıştır.
Bu mundârın etrafında daha ne kadar dönüp dolaşacağız? Bir müddet de âşıkların etrafında dolaşalım…
Nerede o göz ki, kapıdan, duvardan başını çıkarıp canları görsün. Kapı, duvar, ateş, rüzgâr, toprak hepsi birer nükte söylerler, hikâyeler anlatırlar. Terazi, arşın ve mihenk gibi… Vakıa bunlar da görünüşte dilsizdirler, söylemezler ama pazarın hâkimidirler.
Ey âşık! Hadi, gökler gibi dön; susmuş fakat bütün söz kesilmiş olarak…
Ey sâkî! Gözyaşlarıma, bahar bulutu gibi gül dök, şarap getir. Tövbemiz henüz dürüst değildir, benim kırık gönlümden elini çek.
Ey sâkî! Kadehi durmadan sun ki, canımı önüne saçayım; aşkta bir kadehi içip boşaltıncaya kadar kanlı gözyaşlarıyla kucağımı doldurayım; aşk yolunda her gün gök gibi yeni işe başlayalım… Ooh… Bu ne güzel başlangıç, bu ne güzel iştir…
Şarabın tortusu ve gönül derdi benimle arkadaş, şarabın tortusu ve gönül derdi bu ikisi de yârin gamıyla arkadaştırlar…
Bu külhânda başım önümde, tövbe ve istiğfârdan vazgeçmişim; kilisenin kuytu bir yerinde, âşıklar dersini veriyorum. Minberin ayağını direğin başına astım. Ben fânîyim, bütün hiçim ama bâkîyim. Duvar suretindeyim ama sırf rûhum.
Ey sâkî! Gönlümden bir âh çeksem bu âhımın sesi, sende de yankılanır. Bizim şarabımızı sen başka bir kadehten ver. Zîrâ biz ne mestiz, ne ayık… Âşıkların bulunduğu yerin ucubucağı, dibi yoktur. O, kâbenin de meyhânenin de üstündedir. Âşıklar eğer dostsuz bir nefes alsalar, hırkaları da tesbihleri de zünnâr olur.
Biz hepimiz bu yolun susamışlarıyız; aynı zamanda da kalender gibi candan doymuşuz. Aşkın mestiyiz; uzun bir yola, çetin bir geçide yüz çevirmişiz; sofrada azık kalmamış, binek atı tâkâtten düşmüş, sahrâ karanlık, yürünecek yol uzun, öyle sonsuz bir yol ki, her saat onun binlerce ve yüzbinlerce fedâisi var…
(Not: Bu yazılar; Hazreti Mevlâna’mızın Mesnevî’sinden ve Dîvân-ı Kebîr’inden, Hazreti Şems’imizin Makâlat’ından, Hazreti Sultan Veled Efendi’mizin İbtidânâme’sinden, Mithat Baharî Beytur Hazretleri’nin eserlerinden, İbrahim Şahidî’nin Gülşen-i Tevhid’inden, Yunus Emre’mizin Dîvân’ından ve Hasan Dede’mizin şiir ve sohbetlerinden alıntılar yapılarak derlenmiştir; mânevî aşkın mestliğini gönüllerimize bir nebze olsun yansıtabilmesi temennisiyle…)
Kâinatın nûru Hazreti Muhammed Efendimizin, Ehlibeyt Efendilerimizin, yüce Pîrimiz Hüdâvendigâr Mevlâna’mızın, Pîrân Efendilerimizin selâmları, feyizleri ve güzel keremleri, bizleri sevenlerin ve bizleri izleyenlerin üzerine olsun. Allah, sizleri hep güzel günlerde yaşatsın. Sevgiler, Allah’a emânet olun. Huu…

