FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 26

Ayırdediş Kâbiliyeti…

Bizim sözlerimizin hepsi de yenidir, peşindir; başkalarının sözleriyse nakildir, rivâyettir. Bu nakil, bu rivâyet, yepyeni sözlerin parça buçuğudur. Yepyeni söz, insanın ayağına benzer, nakilse insan ayağı şeklinde tahtadan yapılmış bir kalıptır. O tahta kalıbı şu ayaktan almışlar, onun boyunu enini, bunun boyuna enine uydurmuşlardır. Dünyada ayak olmasaydı bu kalıbı nerden yaparlardı? Şu hâlde kimi sözler yepyenidir, kimi sözler nakil, rivâyet. İkisi de birbirine benzer. Bir ayırdedici gerek ki yeni sözü tanısın da rivâyetten ayırsın; ayırdediş, inanmaktır, küfür de ayırdedemeyiştir. Görmez misin, Firavun’un zamanında Mûsa’nın sopası yılan oldu. Büyücülerin ipleri, sopaları da yılan oldu. Ayırdedemeyen hepsini bir renkte gördü, ayırdedemedi. Ayırdediş kâbiliyeti kimde varsa büyüyü gerçekten o ayırdı da bu ayırdediş yoluyla imana geldi.

Birisi namazda nâra atar, ağlar; namazı bozulur mu, bozulmaz mı? Bu sorunun cevâbı etraflı olmalı. Ona bir başka âlem, duygulardan dışarı bir âlem gösterdilerse, bu yüzden ağladıysa… Şimdi gözden akan suya gözyaşı derler zâti; acaba ne gördü de ağladı? Böyle birşey gördüyse gördüğü de namazdan sayılır, hattâ namazı tamamlar, namazdan maksat odur; o vakit namazı daha doğru, daha olgun olur. Fakat tersine, gördüğü şey dünyaya âitse, dünya için, yâhut yenildiği bir düşmana güttüğü kinden, yâhut onda bunca mal mülk var, bende yok diye birisine hasedinden ağladıysa namazı bozulur gider. Anladık ya, inanmak ayırdetmektir. İnanan gerçekle bâtılın arasını, yepyeni bir sözle nakledilen sözün arasını ayırdeder, bunları seçer, ayırır. Kimde ayırdediş kâbiliyeti yoksa yoksundur o.

Cevap Vermemek De Cevaptır… 

Padişahın biri, birinin üç mektubunu okudu, cevap yazmadı. Adam, üç kez tapıya hâlimi bildirdim; dileğimi kabul mü ettiniz, red mi; lütfen bildirin diye bir mektup daha gönderdi. Padişah, bilmez misin ki cevap vermemek de cevaptır; ahmak kişiye karşı susmak, ona cevap vermektir diye mektup yazdı, yolladı. Ağacın bitmemesi, cevap vermemesidir ki bu da cevaptır. İnsanın her hareketi bir sorudur, gam olsun, neş’e olsun, uğradığı hâl de cevaptır. Güzel bir cevap duyarsa şükretmesi gerekir; şükür de yine o çeşit soru sormasıdır; çünkü o soruya bu cevabı aldı. Kötü bir cevap duyarsa tez tövbe etmesi, artık o çeşit soru sormaması gerekir. 

“Onlara azâbımız geldiği zaman yalvarıp yakarmaları gerekti; o vakit bile aldırış etmediler; gönülleri katılaştı.” 

Yâni, anlamadılar ki cevap, sorularına uygundur. 

“Şeytan, yaptıkları işleri bezedi, güzel gösterdi onlara.” 

Yâni sorularının cevabını duydular da bu kötü cevap o soruya lâyık değil dediler. Bilmediler ki duman odundandır, ateşten değil. Odun ne kadar kuru olursa dumanı o kadar az olur. Bir gül bahçesini bir bostancıya versen, sonra da o bahçeden pis bir koku gelse gül bahçesini kınama, bostancıyı kına.

Beyit:

“Potaya girdin de sızırıldın mı; altın mısın, yoksa altın suyuna batmış bakır mısın, pota söyler sana.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.