FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 36

Şeyhin Gönlü…

Birisi imamlık ediyordu. “Bedevî Araplar, küfürde, münâfıklıkta pek çetindir” âyetini okudu. Arap beylerinden biri de namazdaydı. İmamın ensesine bir sille asketti. İmam, öbür rik’atte “Araplardan Tanrı’ya, âhiret gününe inanan” âyetini okudu. O Arap, imama, sille ıslah etti seni, dedi. 

Biz de her solukta, gizli âlemden bir sille yemedeyiz. Neye yöneliyorsak bir silleyle ondan uzaklaştırıyor bizi. Yine bir başka şeye yöneliyoruz, yine öyle yapıyor. Dayanamayacağımız şey, yere batmaktır, uzak kalmaktır denmiş.

“Bedenin eklerini kesmek, dosttan ayrılıştan kolaydır.” 

Yere batmaktan maksat, dünyaya dalmak, dünya ehline katılmaktır. Uzak düşmekten maksat da erenlerin gönüllerinden uzak düşmektir.

Hani birisi bir yemek yer, yediği yemek midesinde ekşir; derken onu kusar. Ekşimeseydi, kusmasaydı o yemek, insanın parça buçuğu olacaktı. Şimdi mürid de şeyhin gönlüne girmek için yaltaklanır, hizmet eder. Derken Tanrı korusun, ondan bir iştir, meydana gelir; bu iş şeyhe hoş gelmez, onu gönlünden çıkarır atar; bu mürid, adamın yedikten sonra kustuğu yemeğe döner. O yemek, insanın parça buçuğu olacaktı, ekşimesi yüzünden kusuldu gitti. O mürid de zaman geçecek, şeyh olacaktı, bir kötü hareketi yüzünden şeyhin gönlünden çıktı gitti.

“Aşkın, âleme bir tellâldır, saldı da,

Gönülleri dertlere belâlara uğrattı. 

Derken hepsini de yaktı kül etti; 

Bir yeldir, estirdi; aldırış etmezlik yeliyle,

Hepsini savurdu gitti.”

Din İşi…

Gerçekten de ben, rızkın yolunu yordamını bilmişim. Boş yere habire koşmak huyum değil; boşuna kendimi yormak huyum değil. Gerçekten de gümüş olsun, yiyecek içecek olsun, giyecek olsun, belden aşağı istekler olsun, rızkım neyse, otursam da gelir, beni bulur. Onların peşinde koşmak beni zahmetlere sokar, yorar, horlar. Dayanır da yerimde oturursam zahmetsizce, horlanmadan gelir, bulur beni; çünkü o rızk da beni ister, arar; beni kendisine çeker. Beni kendisine çekmezse o kalkar, gelir bana; hani ben de onu çekemezsem kalkar, ona giderim ya, tıpkı onun gibi. 

Bu sözden maksat şudur: Din işine uğraş da dünya, senin ardından koşsun. O oturmadan maksat, oturup din işine girişmektir. Koşsa bile mâdem ki din işine koşuyor, oturmuş sayılır koşan. Oturmuş bile olsa dünya için oturan, koşuyor sayılır. 

Esenlik ona, Peygamber demiştir ki: “Kim, dertlerini bir dert yaparsa Tanrı, onun öteki dertlerini de giderir.” Kimin on derdi olsa din derdine düştü mü, Ulu Tanrı o dokuz derdi, o çalışmadan düzeltir gider.

“Gece bitti gitti de sözümüzün sonu gelmedi.”

Rubaî:

“Şu dünyada nerede olursa olsun, bir güzel varsa, o gece gündüz kararsızdır. Kendi güzelliğine bir alıcı arar durur. 

Nerede bir ay yüzlü, nerede bir misk kokulu varsa, kendine ağlayıp inleyen bir aşığı müşteri gibi beklemektedir. 

Şu anda şu nefeste ben, onun mestiyim. Başka bir gün şu ter ü taze perdeden sırlarla dolu başka gazeller söylerim.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.