FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 51

Peygamber, Aşktır, Sevgidir…

“Sözün hayırlısı, az olanı, maksadı bildirenidir.” Sözlerin en iyisi, fayda verenidir, çok olana değil. “Kul huvallah” pek azdır görünüşte; Bakara sûresiyse hayli uzundur. Fakat merâm anlatma bakımından “Kul huvallah”, Bakaradan üstündür. 

Nûh, bin yıl insanları çağırdı, başına kırk kişi toplandı. Tanrı rahmet etsin, esenlik versin Mustafâ’nın çağrış zamanı ne kadardı, meydanda; fakat bunca ülkeler inandı ona; dininden bunca erenler, bunca yeryüzü direkleri geldi. Demek ki îtibar, azlığa çokluğa değil; maksat merâmı anlatmak. Kimi kişinin az sözü, çok sözden daha faydalı olur. Hani Tanrı’nın ateşi pek çok, pek çetin olursa ondan faydalanamazsın, yanına bile yaklaşamazsın onun; oysa ki arık bir mumdan faydalanırsın. Demek ki maksat faydadır. Bir de kimi insana, sözü duymamak faydalıdır. Onlar görürler, bu da yeter gider onlara; o faydalıdır bu çeşit kişilere. Duyarlarsa ziyân verir onlara söz. 

Bir şeyh, bir ulu kişiyle görüşmek için Tebrîz’e geldi. Şeyhin zâviyesine varınca geri dön, senin için budur faydalı, diye bir ses duydu; buraya ulaştın ya, şeyhi görürsen ziyân gelir sana diyordu ses. Az, fakat faydalı söz, şuna benzer: Yanmış bir mum, yanmamış bir mumu öper gider; o muma zâti bu yeter, maksadına erişir gider.

Peygamber, o görünen şekil değildir ki; onun şekli, bindiği attır. Peygamber, o aşktır, o sevgidir; boyuna ölümsüz kalan da odur. Hani Sâlîh’in devesi gibi, görünüşte deve. Peygamber, o aşktır, o sevgidir; ölümsüz olan da odur.

Birisi dedi ki; Neden minârede yalnızca Tanrı’yı övmüyorlar da Muhammed’i de anıyorlar.

(Mevlâna), ona dediler ki:

Zâti Muhammed’i övüş, Tanrı’yı övüştür. Örneği de şunun gibi: Hani birisi, padişaha Tanrı uzun ömür versin; bana padişaha yol veren, yahut padişahın adını bana söyleyen kişi de yaşadıkça yaşasın dese onun övüşü, gerçekte padişahı övmedir. Bu peygamber, bana bir cübbe verin, ihtiyâcım var; yahut cübbeni, elbiseni bana ver diyor mu? Cübbeyi, malı ne yapacak o? O, senin elbiseni yeğinleştirmek istiyor ki güneşin ısısı ulaşsın sana. “Tanrı’ya güzel bir tarzda borç verin” diyor; yalnız mal istemiyor, cübbe istemiyor. O sana, maldan başka pek çok şeyler vermiş. Bilgi vermiş, düşünce vermiş, anlayış vermiş, görüş vermiş; bir soluk olsun diyor; görüşünü, düşünceni, kuruntunu, anlayışını, aklını bana harca; malı, sana verdiğim bu araçlarla elde etmedin mi? Hem kuşlardan sadaka istiyor o, hem tuzaktan. Güneşin önünde çırçıplak kalman daha iyi; yakmaz karartmaz seni bu güneş; adamakıllı ağartır, bembeyaz eder seni. Soyunamıyorsan bâri elbiseni yeğinleştir de güneşin zevkini gör. Bir zamandır, ekşiliği huy edinmiştin, bâri tatlılığı da bir dene.

Rubaî:

“Yeryüzünde gökyüzünün bile görmediği şeyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme ve onun vereceği görüş elbisesini giy!

İnciler saçan bu sözü de, sözleri verene bağışla! Ondan sonra, varlığının her tarafından coşup fışkıran nükteleri gör, sözlere bak!..”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.