FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 50

Muhammed’in Sığmayacağı Bir Hâl Olabilir Mi?..

Birisi, “Bende bir hâl var ki diyordu, oraya ne Muhammed sığabilir, ne Tanrı’ya yaklaşmış bir melek.”

Şeyh (Mevlâna) buyurdu ki:

Şaşılacak şey, acaba bir kulda, Muhammed’in sığmayacağı bir hâl olabilir mi? Demek bir hâl var ki Muhammed sığmıyor o hâle, bulamıyor o hâli de senin gibi koltuğu kokmuş biri o hâle sahip oluyor ha. 

Bir maskara, padişahı güldürmek istiyordu. Pek kızmıştı, pek incinmişti padişah. Padişahı güldürürse herkes bir şey verecekti ona; vaatlerde bulunmuşlardı. Padişah, bir dere kıyısında öfkeli bir hâlde dereyi seyre dalmıştı. Maskara da padişahın yanında durmuş, dereyi seyrediyordu. Padişah maskaraya bakmıyordu bile; suya dalmış gitmişti. Maskara bunda kaldı da padişahım dedi, suda ne görüyorsun ki boyuna bakıp duruyorsun? Padişah, bir kaltabanı görüyorum dedi. Maskara, eh dedi, bu kulun da kör değil ya. 

Şimdi demek bir vaktin olacak ki Muhammed o vakte sığmayacak ha… Acaba bir hâl olabilir mi ki senin gibi koltuğu kokmuş kişi o hâlin zevkine varsın da Muhammed’de o hâl olmasın? Ne kadar hâl sahibi olduysan onun yüzü suyu hürmetine oldun; onun yüzünden hâller elde ettin. Çünkü önce bütün vergileri, bağışları onun önüne dökerler de sonra başkalarına dağıtırlar. Tanrı’nın türesi böyledir.

Ulu Tanrı buyurdu ki: “Esenlik sana ey Peygamber; Tanrı’nın rahmeti, bereketleri sana.” Bütün saçıları sana saçtık. O dedi ki: “Tanrı’nın temiz kullarına da.” Tanrı yolu pek korkuluydu, adam akıllı bağlanmış, kapanmıştı, karlarla dop doluydu. Önce o, canıyla oynadı; at sürdü; yol açtı. Kim bu yola giderse onun kılavuzluğuyla, onun yardımıyla gider; çünkü yolu o meydana getirmiştir; her yere bir nişân koymuş, sopalar dikmiş, bu yana gitmeyin, şu yana gitmeyin… O yana giderseniz Âd kavmi gibi, Semûd kavmi gibi helâk olursunuz, bu yana giderseniz inananlar gibi kurtulursunuz demiştir. Bütün Kur’ân bunu anlatır.

Peygamberimiz, Efendimize Hitâb!..

“Mübârek bedenin kadir gecesidir. İnsanlar onun yüzünden şerefler, devletler elde ederler. Ruhun da ayın ondördü gibi parlaktır. Onun yüzünden karanlıklar yok olur, gider.

Yoksa sen, Hakk’ın takvîmi misin? Herkesin tali’leri orada yazılıdır. Yoksa sen, mağfiret deryâsı, bağışlama denizi misin ki, herkesin günahlarını orada yıkar, temizlersin.

Yoksa sen, Levh-i Mahfûz musun ki, ilhâm sahibi olanlar, gayb dersini senden alırlar, öğrenirler? Yoksa sen rahmet hazinesi misin ki, Hakk’a yakın olanlar, oradan elbiseler giyerler?

Yoksa sen, neliksiz, niteliksiz ruh musun ki, bunların hepsinden, her şeyden dışardasın? Bu sırda, künhünü anlayışta, düşüncelerde, te’emmüllerde, kuruntularda sarsılır, perişan olur.

Sen, güzelliğinin nuru kuyuya akseden ay gibi acayib bir Yusufsun. İşte akseden bir nurun sevdası ile, nice Yakuplar, milletlerin tuzaklarına, kuyularına düşmüşlerdir.

Şaşkınlıktan kurtulunca da, onun sıfatlarına bürünürler. İlâhî sıfatlar hayret hududunu geçince onu, kim anlayabilir? Artık sus, derin mânâlı sözler de, ibretler de kırık, dökük söylendi.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.