FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 57

Tanrı Sözünün Sonu Yoktur…

Ululandıkça ululanası Tanrı, kayıtsız ilgisiz söz söyler; hem de ezelden ebededek, hiç ardı arası kesilmeden, harfsiz sessiz söyler. Her peygambere bir sözü vardır, her erene bir sözü; bütün sözleri de birdir; yâni sözlerinde aykırılık yoktur. İsterse tanığın biri Türk olsun, öbürü Tacik; iki tanığın da sözü birdir. 

Tanrı’nın sözü yalnız Kur’ân’daki şu harfler olsaydı bunları yazmak için denizlerin mürekkep, bütün ağaçların kalem olmasına hâcet yoktu; yarım okka mürekkeple Kur’ân’ın harfleri yazılır giderdi. Sonra Kur’ân’ın harflerine son vardır, Tanrı sözününse sonu yoktur. Nitekim buyurur: “Tanrı’nın kelecileri tükenmez.” “Kendi dileğinden konuşmaz; sözleri, kendisine vahyedilen sözlerdir.” 

Tanrı’nın sözünü yine Tanrı’dan duy; Kur’ân okuyanın hüneri bir perdedir çünkü…

Mehenk Taşı Kur’ân…

“Kalbinden hikmet kaynakları coşar” sözünden Kur’ân’ın harflerini okumak kastedilmişse bunun için kırk sabah ihlâs ıssı olmaya ihtiyaç yok. Şimdi birisi, garezsiz olarak şu sözleri bir düşünce bilir anlar ki “Kur’ân’ın ehli, Tanrı ehlidir, Tanrı hasıdır” sözüyle övülenler başkalarıdır. Ulu Tanrı âlemden seçmiştir onları, kendi sözünü dinleyen bir toplum hâline getirmiştir onları. Böyle kişi Tanrı ışığıyla görür, Tanrı diliyle söyler. 

“Dilediğine hikmet verir; kime de hikmet vermişse o kişiye pek çok hayır verilmiştir.” Hâsılı inâyet bakışı da böyle kişiyi arar işte. “Gerçekten de Allah’ın öylesine kulları vardır ki onlar, Tanrı kullarına baktılar mı, onlara kutluluk elbisesini giydirirler.” Çünkü onların bakışı, Tanrı bakışıdır; onların yardımı, Tanrı yardımıdır; onların kızgınlığı, Tanrı kızgınlığıdır… Onların, kızgınlıkta, râzılıkta söyledikleri her söz, Tanrı sözüdür. Çünkü Tanrı sözü ne arapçadır, ne farsça… Ne ibrâncadır, ne süryânca; harften de münezzehtir; sesten de. Bir kulun gönlünü arıttı mı onun gönlünün tâ içinden o sözü kaynatır, coşturur. O kulun dilinden, o coşkunluğun köpürüp kaynaması yüzünden bir harftir, akar… İster süryânca olsun, ister arapça, ister farsça… Değil mi ki o coşup köpürüşten gelmede, âlemlerin Rabbinin sözüdür. Zamanın geçer akçası o kişidir ki Tanrı o sözü, ona söylemiştir. Bir kimse de o sözün, nakil olmadığını, rivâyet olmadığını, kendisine ilhâm edilen söz olduğunu anlayacak bir güç kuvet yoksa, bunu ayırdedemiyorsa, lezzetinden bunu anlamıyorsa o sözü Kur’ân mehenk taşına vurması, Muhammed’e söylenmiş söz olup olmadığını böylece anlaması gerek.

Beyit:

“Ben içime yerleşen zevke yalvararak derim ki: ‘Ne olur gel, benim duyduklarımı herkese duyur!’ O; ‘Ben içerde daha hoşum!’ diye sözlerime omuz silker.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.