FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 21

Mustafâ, “Ben güle güle öldürenim” buyurmuştur…

Ârif kişi hakkında kötü söyleyen, gerçekte iyi söylüyor sayılır. Çünkü ârif, o kınanan huydan zâti kaçar, o huya düşmandır. Şu hâlde o huyu kınayan, ârifin düşmanını kınamada, ârifiyse övmededir; sebebi de şu ki: Ârif, öylesine kınanan kötü huydan kaçmadadır; kötülükten kaçansa övülmeye değer; “Her şey, zıddiyle belirir.” Öyleyse ârif, gerçek olarak bilir de der ki: O adam, benim düşmanım değil, beni kınamıyor. Ben, kutlu, güzel bir bahçeyim, çevremde de duvar var. O duvarın üstünde pislikler var, dikenler var. O bahçeye yolu düşen, bahçeyi görmüyor da o duvarı, o pisliği görüyor, onun kötülüğünü söylüyor. İş böyle olunca bahçe, o adama ne diye kızsın? Bu kötü söz, bahçeye girmek için duvarı aşmaya uğraşan kişiye zarar verir. Demek ki duvarı kınayış, bahçeden uzak kalıyor; kötüleyen, kınayan da kendisini öldürmüş oluyor. 

Tanrı rahmet etsin, esenlik versin, Mustafâ da “Ben güle güle öldürenim” buyurmuştu ya. Yâni benim bir düşmanım yoktur ki kızarak öldüreyim onu demektir bu. Mustafâ, o kâfir, kendi kendini yüz çeşit öldürmesin diye onu bir çeşit öldürür gider de bu yüzden güle güle öldürmüş olur.

Kasîde:

“Ben şu ana kadar sevgiliden ne dertler çektim, ne cefâlar gördüm, ne acılara, ne ıstıraplara katlandım. Onun yüzünden çok belâlara uğradım. Sonunda çekdiğim dertler, cefâlar, belâlar geldiler, gözyaşlarıma karıştılar. Oradan ayrılmaz oldular, orayı vatan edindiler. 

Binlerce ateş, binlerce âh, duman, binlerce gam; bunların adı aşk! Binlerce dert, binlerce cefâ; bunların adı da sevgili! 

Kim kendi canına düşmansa, kendi canına susamışsa, buyursun; işte can verme meydanı burada! Ağlayıp inleyenleri, aşktan şikâyetçi olanları, feryâd edenleri öldürme zamanı geldi. Haydi buraya geliniz! 

Sevgilim yalvarırım sana, bana bak! O güzel bakışın nice yüzlerce cana deger. Ben sevgilinin beni öldürmesinden ne kaçıyorum, ne de korkuyorum. 

Öd ağacı gibi, mum gibi âşığını yakıp yandırmadıktan sonra aşkın ne değeri kalır? Yanmadıkça öd ağacı ile kuru dikenin ne farkı vardır? 

Arslan yüzlerce nâz ettikten, sağda solda oyalandıktan sonra avını avlar. Ona av olma hevesi ile avlar, katar katar koşuşup dururlar.

Kanlar içinde can veren av; ‘Allah için olsun beni bir kere daha öldür!’ diye ağlar durur. 

Aşk uğrunda can verenin, ölenin iki gözü, diri olan kişiye bakar da; ‘Ey akıllara dalmış, buz gibi dona kalmış zavallı! Gel aptalca kulağını kaşıyıp durma, ölümde hayat vardır!’ der.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.