FÎHİ MÂ-FÎH’DEN SOHBETLER – 22

Tanrı Işığı…

Hani Mustafâ’dan sonra başkalarına vahiy gelmez artık diye bir sözdür, söylerler ya; neden gelmesin? Gelir; gelir amma vahiy demezler ona; anlamı da şu: “İnanan, Tanrı ışığıyla bakar görür” derler hani. Tanrı ışığıyla bakan, her şeyi görür; önü de görür, sonu da; önünde olmayanı da görür, olanı da. Tanrı ışığından nasıl olur da birşey örtülü kalır? Örtülü kalırsa Tanrı ışığı değildir o. Şu hâlde vahiy demeseler de vahyin anlamı var. 

Tanrı râzı olsun ondan, Osman, halîfe olunca minbere çıktı. Halk, ne diyecek diye bekliyordu. Sustu, hiç söylemedi, halka bakmaya koyuldu. Halka öylesine bir hâl geldi, öylesine vecde daldılar ki dışarı çıkmalarına imkân kalmadı; birbirlerinden, nerde oturduklarından haberleri bile yoktu. Yüz öğütle, yüz hutbeyle bu güzelim hâli elde edemezlerdi. Öyle faydalar elde ettiler, öylesine sırlar açıldı onlara ki bunca ibâdetle, bunca öğütle bunları elde edememişlerdi. Meclisin sonuna dek öylece bakıyordu onlara, hiçbir şey söylemiyordu. Minberden ineceği zaman “İş gören imam, söz söyleyen imamdan daha hayırlıdır size” buyurdu. Çünkü sözden maksat, dinleyene fayda vermek, gönlünü yumuşatmak, huylarını değiştirmektir. Sözden elde ettiklerinin kat kat fazlasını sözsüz elde ettiler. Bu bakımdan buyurduğu söz, gerçeğin ta kendisiydi. 

Şimdi geldik şuna: Kendisine iş gören dedi amma minberdeyken gözle görülebilecek bir iş de yapmadı. Namaz kılmadı, Hacca gitmedi, sadaka vermedi, birşey okumadı, söylemedi; hutbe bile okumadı. Anladık ya artık; iş güç bu görünen iş güç değil yalnız. Şu görünenler, o işin o gücün şekli, o iş güçse bunun canı. 

İşte şimdilik Mustafâ, Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, “Sahâbem yıldızlara benzer, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz” buyurdu ya; birisi yıldıza bakar, gidilecek yolu gidilmeyecek yoldan ayırdeder, yola düşer. Yıldız, ona söz söyler mi hiç? Ancak yıldıza bakar, yolunu bulur, varacağı yere varır. Böylece Tanrı erenlerine de bakarsın; olabilir ki onlar, sende tasarruf ederler de sözsüz lâfsız, dedisizkodusuz maksadını elde edersin, ulaşma, buluşma durağına götürürler seni. 

“Sevgiyi kolay sanan bir bana baksın; 

Halim anlatır ona; korkutur onu elbet.”

Kasîde:

“Güzel kokular yayan saçlarını dök, sufîlerin canlarını oynatmaya başla! 

Güneş de, ay da, yıldızlar da, gökyüzünde ilâhî aşk ile dönmekte; âdetâ oynamaktadırlar. Üzerinde yaşadığımız dünya da dönmekte, oynamaktadır. Biz bunların ortasındayız. Haydi, şu ortadakileri de oynat! 

Lütfedip şu çalıp çağırışın yok mu, en aşağı bir nağmesi, gökyüzü sufîsini döndürüp oynatmaya başlatır. 

Koşa koşa şarkılar söyleyerek, güzel kokular yayarak gelen, ilkbahar rüzgârı soğuk havaları kovar, dünyayı neşelendirir, güldürür. 

Onun getirdiği sevgi havası ile bir çok yılanlar birbirine yâr olur. Gül dikenle barışır, dost olur. Allah’ın lütfu, ihsânı bahçeyi güllerle, çiçeklerle süsler, ihtişamlı bir padişah hâline getirir. 

Her an bahçeden, elçi gibi bir hoş koku gelir de; ‘Ne duruyorsunuz, ilkbahar geldi, dostları bahçeye çağırın!’ diye seslenir. 

Bahçe, içten içe yürür gider, yol alır da sana der ki: ‘Sen de, içten içe yol al; sen de içine in, in de canına can gelsin!’ 

Zamanı gelince, gonca açılır, selvi ağacına süsenin sırrını söyler. Lâle de söğüt ağacı ile erguvana müjdeli haberler verir. 

Her fidanın sırrı dipten baş verir, yücelir. Göklere doğru yükselen, boy mîrac eden ağaçlar, sanki bahçelerde göklere merdivenler koymuştur. Duygulu insanları mîraca davet etmektedirler.

Kuşlar ve bülbüller dallara konmuşlar da bekçilik ederler. Bu bekçilerin maaşı da Allah’ın gizli hazinesinden verilir. 

Şu yapraklar dillere, meyveler de gönüllere benzerler. Gönüller yüz gösterince diller çözülür de, aşk hakkında anlamlı sözler söylerler.”

00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.